Hayvan Haklarında Muhteşem Yüzyıllar

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Özel Bölüm - Tarih & Hayvanlar

Dünyada, hayvanların korunması için kanun çıkaran ilk ülke: İngiltere.
Hayvanlara kötü muameleye en ağır cezalar verilen yer: İtalya.
1754’te ‘Hayvanların hakları olmalı’ diyen J.J.Rousseau: Fransız.
Hayvan öldürmenin cezasının idam olduğu yer: Nazi Almanya’sı.
Peki ya dünyadaki ilk hayvan hastanesini kimler kurdu biliyor musunuz? Osmanlılar…

İngiltere’de hayvan hakları alanında çalışan ilk Sivil Toplum Örgütü olan SPCA, 1824’te kuruldu. Amerika’daki ASPCA ise 1866’da. 4 Ekim 1912’de İstanbul’da kurulan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti, 1914’te çalışmalarına savaş nedeniyle ara vermek zorunda kaldı. Fakat bu oluşum bir ilk değildi. Çünkü kurduğu 26 binin üzerindeki vakıfla, diğer birçok konu gibi sosyal yardımlaşma konusunda da batıya örnek olan Osmanlı İmparatorluğu, sadece yoksullar, hastalar, yetimler, yaşlılar, çocuklar için değil, sahipsiz hayvanlar için de vakıflar kurmuştu. Hem de 15. yüzyılda, yani Batı’da kıyım ve karanlık günlerin yaşandığı ortaçağın hemen ardından.

 

Osmanlı’nın hayvanlara gösterdiği ilgi ve merhamet, Batılı misafirlerimizin seyahatnamelerinde de geniş ölçüde yer alıyordu. Alman Mareşal Von Moltke 1837’deki beyanında, Üsküdar’da bir kedi hastanesi olduğunu söylüyor, İsveç elçisi Mouradgea D’ohsson ise kolluk kuvvetlerinin hayvana kötü muamele ya da eziyet durumunda derhal müdahale ettiklerini anlatıyor. Fransız yazar Elisee Reclus, birçok köyde binek hayvanlarının haftanın iki günü çalıştırılmadığını yazıyor.

Doğa ve hayvanlara gösterilen nezaket, Osmanlı Mimarisi’nde de yerini bulmuş. Cami, medrese ve sarayların en çok güneş alan ve rüzgardan korunan yerleri seçilerek, buralara ‘Kuş Köşkü’ denilen taş ya da ahşaptan barınaklar yapılmış. Hatta sakatlanan göçmen kuşların tedavi edilip zamanında dönmesinin sağlanması amacıyla, leyleklerin göç yolu üzerindeki Bursa’da dünyanın ilk hayvan hastanesi “Guraba-hane-i Laklakan” kurulmuş. Aynı zamanda bir vakıf olan ve 20. yüzyılın başlarında işlevini yitiren bu hastane, 2010 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından yeniden açılarak hizmet vermeye başladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

daha da geriye gittiğimizde; 13. Yüzyılda Kayseri yakınlarında vakıf olarak kurulan Kervansaray’da, yolcuların hayvanlarının da rahatça barınacağı yerler düşünülmüştü ve hayvanların her türlü bakımı da ücretsiz olarak yapılmaktaydı. Hatta, hasta hayvanların tedavileri için de bir baytar görevlendirilmişti. Sokakta yaşayan sahipsiz hayvanların beslenmesi için ücretli adamlar tutulmuştu ve bu kişilerin görevi, sokak başlarında kedi-köpeklere et dağıtmaktı.

Padişah II.Abdülhamit Dönemi’nde (1877-1909), 10 bin altın harcanarak Fransa’daki Pasteur Enstitüsü’ne bir heyet gönderildi ve dünyadaki 3. Kuduz Enstitüsü İstanbul’da kuruldu. Yani Osmanlı, sadece hayvanların beslenme ve bakımlarıyla değil, hastalıklarıyla da ilgili girişimlerde devrin öncülerinden. Ama tüm bunların yanında, utanç duyulması gereken bir “Hayırsızada Olayı” da var elbette…

Gelelim günümüze…
İngiltere’nin 1911 tarihli ‘Hayvanlari Koruma Kanunu’na göre, hayvana kötü muamele ve şiddet, 51 haftaya kadar hapis cezasının yanı sıra, £20,000’a kadar (yaklaşık 65,000TL) para cezasıyla sonuçlanıyor. Tayvan’da, hayvana eziyet ve zulme 1 yıla kadar hapis cezasını öngören ‘Hayvanları Koruma Kanunu’ 1998’de yürürlüğe girerken, İtalya’nın 2004’te çıkan kanununda ise 3 ay-3 yıl arasında değişen hapis cezaları ve işlenen suça göre €3,000-160,000 arasında (6,000-320,000TL) para cezası yer alıyor. İsviçre ise, bu konuda en katı kurallı ülkelerden, tavşanların kafes boyutlarından, sahipli ev hayvanlarına günde kaç kez egzersiz yaptırılması gerektiğine kadar her ince ayrıntı düşünülerek bir kurala bağlanmış. Amerika’da ise ilk defa 1966 yılında laboratuvarlarda üzerlerinde deney yapılan hayvanların refahı için bir kanun yürürlüğe girmiş ve sonradan altı kez değiştirilmiş.

Ülkemizdeki durum ise şöyle:·5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, 2004’te TBMM tarafından kabul edildi ve 2006 yılının ortalarına doğru çıkan uygulama yönetmeliğine kadar da açıkçası yerel yönetimlerin birçoğu tarafından pek uygulanmadı. Bu kanuna göre, hayvana kötü muamele bir kabahat, suç değil. Yani yasak yerde sigara içmek, çevreyi kirletmek gibi. Hal böyleyken, elbette verilen cezalar da diğer ülkelerdeki örneklere göre komik denebilecek miktarlarda. Daha da önemlisi, suç kapsamında olmadığından sabıkaya da işlenmiyor.

Ve ayrıca bir hayvana kötü muamele yapılması durumunda, kolluk kuvvetlerinin müdahale etme yetkisi sınırlı, hatta yok diyebiliriz. II.Bayezid Devri’nde geçerli olan ‘İstanbul Belediye Kanunnamesi’(1502)nde; hasta-sakat hayvanların çalıştırılmasının yasak olduğu, yalnızca yük ve binek hayvanlarının değil, bütün canlıların hak ve hukukunun kolluk kuvvetleri tarafından gözetileceğinin açıkça ifade edildiğini görüyoruz. Yani 500 yıl önceki kanun ve düzenlemeler, hayvanları gerçekten koruyabilecek nitelikteydi.

Sivil Toplum Örgütleri ve bağımsız hayvan hakları savunucuları, mevcut yasanın yeniden düzenlenmesi için girişimlerde bulunuyorlar, ancak şu ana kadar gösterilen çabalardan alınmış net bir sonuç yok.

Nedense yüzümüzü batıya dönmek bize iyi gelmiyor ve bu tarih boyunca hep böyle olmuş. Herhalde, ne konuda batılı ne konuda kendimiz gibi olmamız gerektiği noktasinda doğru seçimler yapamadığımızdan. Hayırsızada Sürgünleri de bu ‘batılı olma’ hevesinin kötü bir sonucuydu, olduğumuz gibi çok daha medeniymişiz…

 

Y.Ozgur Guven
16.02.2011

 

Kaynaklar:
Akademik Bakış Dergisi (Sayı:16/2009)
‘İslamiyet ve Hayvanlar Yararına Vakıflar’: Mustafa Bektaşoğlu
‘Lords of the Horizons’: Jason Goodwin
tarihimiz.net
Wikipedia