Kıyamet Günü Ve Hayvanlar

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Özel Bölüm - İslamiyet & Hayvanlar

Hayvanlar, nefisleri olmakla beraber akılları olmadığı için imtihana tabi tutulmamışlardır. Çünkü, imtihanın temel şartı, -kötü ve iyilik gibi- zıt kutupların çarpışması esnasında özgür iradenin devreye girerek bir tarafı tercih etmekten ibarettir. Bu zıt kutupların aktörleri ise, nefis ve akıldır. Hayvanlarda akıl, meleklerde ise nefis olmadığı için imtihan dışı bırakılmışlardır.

Melekler şuurlu olduğu için cennete gidip cennet ehline hizmet edecek ve yine şuurlarıyla Allah’a tespih etmeye devam edeceklerdir. Meleklerin bir kısmı cennette olduğu gibi, zebaniler gibi bir kısmı da -yapıları itibariyle hiçbir sıkıtı duymadan- cehennem hapsinin gardiyanlığını yapacaklardır.

Hayvanların şuuru  olmadığından cennette yapacakları bir görevleri yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde -yapıları itibariyle- sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan oraya gitmeleri de ilahî rahmete uygun düşmez. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprağa tekrar dönüş yapmalarıdır.

Bununla beraber, hayvanların da ruhları yok olmayacak, her bir türün ruhları belli bir hayvan bedeninde saklanarak cennete yerleştirilecektir.

Rivayetlere göre, Hz. Salih (as)’in devesi, Hz. Süleyman (as)’ın hüdhüdü, karıncası, Ashab-ı Kehfin köpeği gibi bazı hayvanlar cennete gireceklerdir. Herhalde onların da yolu sırat köprüsünden geçer.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:


“Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir."(Kenzu’l-ummal, h. No: 12177).

Bediüzzaman’ın açıklamaları da bu konuya ışık tutmaktadır:


“Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml'i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve her bir nev'in, ara sıra istimâl için cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hem hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza eder.”
(bk. Şualar, Üçüncü Şua).

 

Bu dünya tarlasının verdiği bütün insan ve hayvan mahsulleri mahşer meydanında toplanacaktır. Şu var ki, hayvanların bedenleri hesap safhasından sonra toprak olacaklar, ama ruhları baki kalacaktır. Dünya hayatında her hayvan kendisine takdir edilen vazifesi aksatmadan yerine getirmesinin mükafatını ahirette ruhani bir lezzet olarak tadacaktır. Bu lezzetin mahiyetin bilmemiz elbette imkansızdır. Zira bu dünyada hangi hayvanın bu hayattan ne gibi haz duyduğunu, nasıl lezzet aldığını da bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey varsa o da ahiretin bu dünyadan üstünlüğü nispetinde orada alınacak lezzetlerin ve duyulacak hazların da çok ileri bir seviyede olacağıdır.

Canlılar içinde insanlar ve cinler sorumlu varlıklardır. Allah ın emir ve yasaklarına uymakla görevlidirler; hayatları boyu bir imtihana tabi tutulurlar. Ölünce de ya cennete veya cehenneme girerler. Hayvanlar ise akıldan mahrum olduklarından, günah - sevap, hayır - şer, cennet - cehennem gibi kavramlar onlar için söz konusu değildir.Esas itibariyle ruhun kendisi bakidir, ölmez, yok olmaz, bozulmaz. Ruhun geçici olarak misafir olduğu vücut ise ölür, dağılır. Mahşerde iki sınıf mahluk diriltilecek, hesaba çekildikten sonra sonra cennete yahut cehenneme sevk edileceklerdir.. Bunlar insanlar ve cinlerdir.

"Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında…" (Tekvir Suresi, 5) ayeti, hayvanların da mahşer meydanına çıkarılacaklarını haber vermektedir. "O öyle bir gündür ki, insan kendi eliyle işlediklerine bakar. Kafir de, "ne olurdu" der, "ben bir toprak olsaydım." (Nebe Suresi, 40) ayeti ise hayvanların mahşer meydanında karşılıklı olarak hesap verdikten sonra bedenlerinin toprak olacağını haber verir.

Abdullah bin Ömer, Ebu Hureyre ve İmam Mücahid in bu ayetin tefsirlerine göre, Cenabı Hak mahşer gününde hayvanları alıp ödeştirecek, sonra da onlara, "Toprak olun." buyuracak, sonunda onların hepsinin bedenleri toprak olacak, ruhları ise bakı kalacaktır. Hayvanların cehennem azabından kurtulmalarına gıpta ile bakan kâfirler, kendilerinin de toprak olmalarını arzu edeceklerdir.

Bir hadiste peygamber efendimiz, "Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır" (Krş.Müslim, Birr 15, 60; Tirmizî, Kıyâmet 2; R.Salihın, 204.) buyurarak ahirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirir.

Nitekim hayvanların ruhları bâki kalacağını ve Süleyman Aleyhisselamın hüdhüdü ve karıncası, Salih Aleyhisselamın devesi, Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi (bk. Alûsî, Ruhu’l-Beyân, 5/226; Kurtubî, 1/372) bazı özel hayvanların hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir hayvan nevinin arasıra istimâl için birtek cesedi bulunacağı, rivâyetlerden anlaşılmakla beraber; hikmet, hakikat, rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.

Nur Külliyatında, hayvanların yaratılış gayeleri ne ise onu en güzel şekilde icra edecek tarzda bir terbiyeden geçirildiklerine ve her türlü meşakkate katlanarak görevlerini ömürleri boyunca yerine getirdiklerine dikkat çekilerek ahiret hayatında onların da kendilerine mahsus bir mükafat görecekleri şu ifadelerler nazara verilir:

"... Sair zîruh ve hayvanatın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbaniyelerinde ve evamir-i Sübhaniyenin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidadlarına göre bir nevi ücret-i maneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinde baîd değil ki bulunmasın. Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler, belki memnun olsunlar." Sözler, 203