Hayvanları Deney Merkezlerinden Kurtarın
Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da yavaş yavaş terk edilmeye başlanan hayvan üzerinde bilimsel deneyler Türkiye’de sürüyor. “Hayvan deneyleri bilimsel bir sahtekârlıktır” diyerek Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde açılacak olan “Hayvan Deney Merkezi”ne karşı Taksim’de bir protesto düzenleyen Bağımsız Hayvan Hakkı Savunucuları, merkezin kurulması halinde gerekli tüm yasal yollara başvuracak.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde artık sağlıklı sonuç vermediği için terk edilen hayvan deneyleri, bu gidişatın tersine Türkiye’de yapılmaya devam ediliyor. Son olarak da İstanbul Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “Hayvan Deney Merkezi” açma çalışmaları başladı. Geçen hafta Bağımsız Hayvan Hakkı Savunucuları, tam da bu sebeple Taksim’de bir protesto düzenledi. Hayvan hakkı savunucuları, bu protestonun yanı sıra yurtdışı ve yurtiçinde bu metodun terk edilmesi için bilinçlendirme kampanyası yapacaklar. Merkezin kurulması halinde de yasal girişimlerde bulunacaklar.
Peki neden hâlâ hayvanlar üzerinden yapılıyor bu çalışmalar? Neden teknoloji ve tıp bu kadar ilerlemişken bu yönteme başvuruluyor? Bir taraftan bu yöntemin yanıltıcı ve hayvan haklarına aykırı olduğu konuşulurken diğer taraftan merkez kurma çalışmaları neden sürüyor? Biz de hem Bağımsız Hayvan Hakkı Savunucuları’nın hem de Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Özgür Yiğit’le konuştuk süreci.
“KANLI BİR TİCARET”
2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre bilimsel araştırmalarda kullanılan hayvan sayısı 115 milyon. Yani tüm dünyada bir saniye içinde deney laboratuarlarında en az 22 hayvan yaşamını yitiriyor. Laboratuarlarda kullanılan hayvanlar, hayatları boyunca metal ya da plastik, küçük kafeslerde tutuluyor, kimileri ise bütün yaşamını bir sandalyeye bağlı acı içinde ölümü bekleyerek geçiriyor. Peki bu hayvan deneylerinin yapımına neden devam ediliyor?
Ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmeyen Nivea, Avon, Tommy Hilfiger, Abercrombie, lush, Clinique Laboratories, Estée Lauder gibi pek çok firmanın yanı sıra Liechstein ve San Marino gibi ülkeler de hayvan deneylerini tamamen yasaklamış durumdalar. Birçok bilim adamı da hayvan deneylerinin mümkün olduğunca az acı vermesi ve bunlara alternatifler geliştirilmesi konusunda hemfikir. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte cansız dokular üzerinde uygulanan hücre kültürü teknikleri ve bilgisayar simulasyonlarda yapılan deneyler sonuç vermeye başlıyor.
Bağımsız Hayvan Hakkı Savunucuları, Türkiye’de hukuki boşlukların fazla olması sebebiyle bunun bir pazar olduğuna ve merkezler için sağlanan fonlara vurgu yapıyor: “Bu vahşetin arkasında kanlı bir ticaret dönüyor ve bilinenin aksine hayvan deneyleri insanlığa yarar sağlamıyor. Tıpta hayvanlar başlıca iki amaç için kullanılıyor: Eğitim ve araştırmalar. Öğrenci eğitiminde hayvan kullanıyorlar. Birçok üniversite ve eğitim araştırma hastanesi ‘amatör çalışma ruhu’ adı altında, Türkiye’deki bu deney merkezlerini inceleyen ve denetimlerini yapan tek kurul olan HADMEK’ten sertifikaları bulunmadığı halde hayvanlar üzerinde deneylere devam ediyor.”
Temmuz 2009 tarihi itibariyle Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu (HADMEK) tarafından onaylanan kurullarının listesinde 74 merkez bulunuyor. Kaçak olanların ise 100 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bağımsız Hayvan Hakkı Savunucuları, Avrupa’da hayvanlara acı çektirecek uygulamaların yasak olduğunu vurguluyor. Ancak elbette denetlenebildiği oranda. Anlatıyorlar: “Alternatif metotlar üzerinde hızla gelişmeler yaşanıyor. Köpeklerin radyasyonlu yiyeceklerle beslenmeleri, tavşanların rimellerle kör edilmeleri, yerini daha insancıl araştırmalara bırakıyor; yapay hücre, yapay doku ve simulasyon gibi... Ülkemizdeki en önemli sorun ise yapılan hayvan deneylerinin ne kadarının bilime katkı sağladığı. Bu açıklanamadığında, çok sayıda hayvan gereksiz yere acı çektiriliyor ve öldürülüyor demektir.”
“DÜNYA VAZGEÇERSE BİZ DE VAZGEÇERİZ”
Yasal olarak başvurularını yaptıklarını söyleyen Op. Dr. Özgür Yiğit ise deney hayvanları üzerindeki çalışmaların dünyanın her yerinde yapılmaya devam edildiğini savunuyor. Evcil hayvanların değil, çalışmaların fare, tavşan, kobay gibi deney hayvanlarının üzerinde olduğunu ve bu çalışmaların belli standartlarının bulunduğunu söylüyor. Oysa 1997 yılında PETA, İngiltere’de Huntingdon Life Sciences (HLS) kuruluşuna girerek çok çarpıcı görüntüler kaydetti. Gizli görüntüler yavru köpeklerin yediği yumruklar, hayvanlara bağıran görevliler, kan örneği alınırken hayvanlara çektirilen işkencelerle doluydu.
Bu merkezlere denetlemelerin sık yapılması gerektiği bir gerçek. Hayvan hakkı savunucuları, bu konuda Türkiye’deki gelişmeleri takip ettiklerini ve araştırılması için yasal yollara başvurduklarını söylüyorlar.
Op. Dr. Yiğit ise, “Bu benim fikrim değil. Kedi köpek kesmiyoruz burada. Dünya neyi öngörüyorsa, nelerde nasıl deneyler yapıyorsa biz de böyle bir merkez kurma amacındayız” diyerek dünyanın vazgeçmesi halinde kendilerinin de vazgeçeceklerini söylüyor: “Peki tıp ve teknolojide bu kadar gelişmişken neden hâlâ hayvanlar üzerinden yapılıyor bu çalışmalar, başka yöntem ve teknik uygulanamıyor mu?” diye soruyoruz. “Bir ilacın insan üzerinde kullanılması için dört faza ihtiyaç vardır, üçü de hayvan üzerinden geçer. Hayvanlar üzerinde deney yapılmadan bu iş dünyada da çözülmüyor. Bu anlamda gelişmeler olursa biz ona uyarız. Simulatörler deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmaların yerine geçmiyor” diyor.
Zuhal Aytolun















