Türkiye’de Hayvanları Koruma Kanunu’nun Tarihsel Gelişimi

hukuk78

Türkiye’de Hayvanları Koruma Kanununun Tarihsel Gelişimi

Özet

İnsan – hayvan ilişkisi, hayvanların toplum yaşamındaki yeri ve hayvanlara nasıl davranılması gerektiği konularındaki tartışmalar antik

çağa kadar uzanmaktadır. En eski hukuk metinlerinde hayvanlara “mülk” bağlamında yer verilmiştir. Endüstrileşmeyle birlikte

hayvanların gıda, pet, eğlence ya da deney amaçlı kullanımlarındaki artış ve bu kullanım süreçlerindeki acımasız yöntemler birçok ülkede

kamuoyu tepkisine neden olmuştur. Bu tepkiler hayvanların temel hak ve gönencini düzenleyen çeşitli yasal düzenlemeler yapılmasına

yol açmıştır. Bu çalışmada, Türk tarihinde bu çerçevede yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir.

GİRİŞ

“Hayvan refahı” ve “hayvan hakları” kavramları

modern hukuk kuralları içerisinde 1970’li yıllardan itibaren

yer almaya başlamıştır. Doğa üzerinde tartışmasız

egemenlik kuran “modern insan”ın, içinde

yaşadığı çevreye karşı olan sorumlulukları konusunda

son yıllarda artan duyarlık, bu kavramların hukuki metinlerde

sıkça yer almasına neden olmuştur. Endüstrileşmeyle

birlikte hayvanların gıda üretimi, süs,

eğlence ya da deneysel amaçlı kullanımlarındaki artış

ve bu kullanım süreçlerindeki acımasız yöntemler

kamuoyunun tepkisini aldıkça, hükümetler çeşitli

yasal düzenlemeler yaparak bu tepkileri dengeleme

yoluna gitmiştir

İnsan-hayvan ilişkisi, hayvanların hukuki statüsü,

insanların hayvanlara karşı sorumlulukları, hayvanlara

karşı işlenen suçlar ve bu suçların cezaları gibi konular

en eski hukuk metinlerinde bile kendisine yer bulmuştur.

Bilinen en eski yasalar, Mezopotamya kil tabletlerinde

ortaya çıkarılmıştır. Bunlar, Ur-Nammu Yasaları

(M.Ö. 2100), Lipit-İştar Kanunu (M.Ö. 900), Eshnunna

Yasaları (M.Ö. 1920) ve Hammurabi Yasalarıdır (M.Ö.

1728) 3,4. Wise 4, Mezopotamya uygarlıklarında yasal

düzenlemelerin ekonomiye dayalı oluşu nedeniyle,

hayvanlarla ilişkili hükümlerde de mülkün korunması

ve mülke verilen zararın tazmin edilmesine öncelik

verildiği ve insanların hayvanlara sahip olma hakkının

tanınıp onaylandığını ifade etmektedir.

Hayvanların, yasal ve toplumsal statülerine ilişkin

felsefi tartışmalar antik çağlara kadar uzanmaktadır.

Yunan hukukuna felsefi zemin hazırlayan Aristoteles,

sadece insanda “algılama” özelliği olması nedeniyle,

“hayvanların siyasal birliğin yararlarından pay alamayacağı”

yargısına ulaşmıştır. Aquin’li Thomas ise insanı

hayvandan ayırt edici göstergenin “ussallık” olduğunu

vurgulayarak, “tanrısal yazgı yoluyla hayvanlar, doğa

düzenine uygun olarak insanın kullanımına verilmişlerdir”

saptamasını yapmıştır. Her iki görüş de hayvanların

siyasal ve ahlaki dünyaların dışında olduğu inancını

sağlamlaştırmıştır

Armutak 6,7, İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlık

dinlerinin kutsal kitaplarında da hayvan hakları ve

hayvan gönencine ilişkin hükümlerin çok belirgin

olmadığını ifade etmektedir. İslam dini Peygamberi

zamanında Medine muhtesibi (belediye memuru)

olan Hazreti Ömer’in, halife olunca da ihtisab (belediye)

işleriyle uğraştığı ve bir deveye taşıyamayacağı

kadar yük yüklediği için bir deveciyi dövdüğü ifade

edilmektedir 8. İslam hukuku hükümlerinin uygulandığı

Osmanlı Devletinde kuşlar için özel yuvalar

yaptırıldığı; hayvanların yararlanması için vakıflar

kurulduğu ve yük hayvanlarının iyi kullanılmaları için

emirler yayınlandığı bildirilmektedir

Bu makalede, Türk tarihinde hayvanların ahlaki ve

hukuki statüsü çerçevesinde yaşanan gelişmeler özetlenerek,

hayvanları koruma ve hayvan gönenci kavramları,

yasal düzenlemeler açısından ele alınmıştır.

MATERYAL ve METOT

Araştırma materyali, hayvanları koruma konusunda

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan itibaren

ortaya konulmuş olan yasal düzenlemeler ile bu

konuyu ele alan birincil ve ikincil kaynaklardan oluşmaktadır.

Hayvanların korunması konusundaki yasal düzenleme

ve uygulamalar retrospektif yöntemle değerlendirilmiştir.

BULGULAR

İhtisab Kanunlarında Hayvanları Korumaya

İlişkin Hususlar

İhtisab kanunları bir kentte üretilen ve satışa sunulan

mal ve hizmetlerle ilgili çeşitli düzenlemeler içeren

bir çeşit belediye yasaları olarak tanımlanabilir. Bu

yasalar ait oldukları şehrin ihtiyaçları, Osmanlı örf ve

adetleri ve şer’i hükümler dikkate alınarak hazırlanmıştır

II. Bâyezid döneminde hazırlanan Bursa (1502),

İstanbul (1502?) ve Edirne (1502) İhtisâb Kanunname’lerinde,

hayvanların korunmasına ilişkin olarak,

aşağıda belirtilen konular yer almaktadır 9-11.

Bursa İhtisab Kanunu’nda;

“Ve eskiden kanun öyle imiş ki bir nalbant hayvan

ayağına mıh değirip sakatlarsa iyi oluncaya kadar

timarını nalbant yapar ve yemini kendi yanından

verirmiş. Bu eski karar aynen kabul edildi” 11.

“Ve hamallar nalsız at kullanmayıp bağ yükünün

iki yükünden ziyade getirmiyecek. Katır odununun

uzunluğu üç karış, deve odunu altı karış olur. Ve

Uludağ’dan nasıl yükletilmiş ise şehre o halde gelirdi.

Halen bölünüp kısa kesilirmiş. Men edilip eski kanun

kararlaştırıldı” 11 denilmektedir.

Hazırlanış tarihi kesin olarak bilinmeyen İstanbul

İhtisab Kanunu’nda da nalbantlara ilişkin hüküm aynen

korunmuş; hamallara ilişkin olarak da; “Ve ayağı

yaramaz bârgiri işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek

ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük

urmayalar; zira dilsüz canavardır. Her kangısında

eksük bulunursa, sâhibine tamam etdüre. Eslemeyeni

gereği gibi hakkından gele. Ve hammâllar ağır yük

urmayalar, müte’aref üzerine ola”  şeklinde bir

düzenleme yer almıştır.

Edirne İhtisab Kanunu’nda ise sadece nalbantlarla

ilgili olan hükme rastlanmaktadır 10.

Benzer şekilde, 1630’dan önce hazırlanmış olan

“Kanunname-i Osmanî ”de “Ve oduncular katır

odununu uzunu dört karış ola. Eşek yükünün üç karış

ola. Deve odununun altı karış ola. Ve dağda vafir

yükletip şehre yakın eskitmeye ve yük adetçe ola. Ve

davara miktarından artık yük vurmaya. Ve nalsız

yürütmeye ve semerleri bütün ola. İnad edenlerin

hakkından gelüne” 8 denilmektedir.

Ergin 8, 1680 yılına ait bir kanunnamede şu hususların

yer aldığını bildirmiştir:

“Oduncular, odunun katır yükünün odunu ….. karış,

deve yükünün altı karış, eşek yükünün iki buçuk karış

uzunluğu ola. Şehre yakın mikdarını bulmayup yükleri

adetçe ola. Davara dahi ziyade yük vurmayup nalları

ve semerleri müretteb ola. İnad edenlerin hakkından

geline”

“At, katır, hımar nalsız yürümeye. Ve ziyade yük

yükletilmeye. Ve arik ve zebun davarı kullandırmaya.

Dinlemeyenleri marifet-i hükmü’ş-şer’le ta’zir etdire” 8.

Fermanlarda Hayvanları Korumaya İlişkin Hususlar

Fermanlarda, özellikle yük hayvanlarına aşırı yük

yüklenmemesi ve çalışma süreleri konularının ele alındığı

gözlenmiştir. Divan defterlerinde yer alan 1587

tarihli bir fermanda, at, katır ve beygir hamallarının

zayıf ve güçsüz hayvanlara yük taşıttıkları; kötü semer

kullandıkları ve yüklerinin dengesiz ve taşıyabileceklerinden

çok olduğu vurgulanarak bu durumun düzeltilmesi

istenmiştir. Söz konusu fermanda, olumsuz çalışma

koşullarının hayvanları yaralayacağı; ayrıca, birden

fazla hayvanın birbirine bağlanmadan sokağa bırakılmasının,

çevrede bulunan insanlara “elem ve ızdırab”

verdiği de vurgulanmıştır 12.

İstanbul Müftülüğü Arşivinde bulunan 18’inci yüzyıla

ait iki ferman örneğinde benzer konular üzerinde

durulmaktadır i, ii. “Hamalların fermanlara uymadıklarına

dair” başlıklı 1722 yılına ait bir fermanda;

“İstanbul Kadısı Faziletli efendi ve İhtisab Ağası

At ve beygir hamalları gerek uzun gerekse kısa

günlerde sabah namazından önce üzerlerine eşya yükledikleri

hayvanları, açgözlülük ve kıskançlıklarından

bir sefer daha fazla yapmak amacıyla, akşam namazı

saati geçinceye kadar ara vermeksizin aç ve susuz

çalıştırıp daha önce defalarca fermanlarla uyarıldıkları

halde, açgözlülüğe alıştıkları için kötü davranmaya

devam etmeleri ve yorgun hayvanların düşmesi nedeniyle

oluşacak kazalarda çevrede bulunan kişilerin de

zarar göreceği endişesiyle, bundan sonra İstanbul’da

hayvanlarla yük taşımacılığı yapanların başları, kethüdalar

ve diğerleri çağırılıp, sabahtan ikindi vakti

geçene kadar eşya taşısınlar, bu süre sona erince hepsi

eşya yüklemeyi bırakıp, (hayvanları) ahırlarına götürüp

yiyecek ve içeceklerini vermek üzere sıkı sıkı uyarılsın;

uyarılara uymayanların hayvanlarına damgalanarak

el konulsun diye buyuruldu” denilmektedir.

“Hamalların beygirlere binmemesine dair” başlıklı

1766 yılına ait bir ferman;

“İstanbul Kadısı Faziletli Efendi

İstanbul şehrinde at ve beygir ile yük taşıyan hamalların,

yüklerini yerine bıraktıktan sonra dönüşte

(at ve beygirlere) binmemek için semerlere yarım okka

demir çivi çakılması daha önceden koyulmuş bir kural

iken, bir süredir bazılarının buna uymadıkları; bazılarının

da küçük çivi çaktıkları ve üzerine ağaç koyup,

sahiplerinin göz yumması sayesinde beygirlere binip

şiddet kullanarak sürmemeleri ve önlerine gelen çocuk,

kadın, kör ve aciz kişilere çarpıp zarar vermemeleri

daha önce defalarca tenbih olunmuş iken, bu uyarıları

dinlemedikleri için zabıta tarafından …….. hamallar

kethüdası (…) ve yiğitbaşılarını çağırıp eskiden

olduğu gibi yarım okka demir çivi çakılması ve dönüşte

üzerine ağaç koyup binmemeleri, …. getirip şiddet

kullanarak idare etmemeleri için beygir sahiplerine ve

sürücülerine sıkı sıkı tenbih edilmesi, nizamlara dahil

edilmesi ve duyurulması” şeklindedir.

Narh Defterlerinden birinde yer alan 1800 yılına

ait bir fermanda “At hamalları hamulelerini mahalline

nakledüp avdetlerinde hamallar binmemek için bargirin

semerleri üzerine vaz’ı kadim üzre sivri demirler

yaptırup hayvanları küll-i yevm ba’de’l-asr ve Cuma

günlerinde işletmemek içün ba-emr-i ali, at hamallarına

tenbih olunmuştur” 8 denilmektedir.

Yük taşıyan hayvanlara ağır yük yüklenmemesi,

çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve cuma günleri

çalıştırılmaması için çıkarılan 21 Temmuz 1813 tarihli

bir fermanda daha önceki fermanlar hatırlatılarak,

belirtilen hususlara uyulması istenmektedir

Belediye Kanunları ve Yönetmeliklerinde

Hayvanları Korumaya İlişkin Hususlar

İstanbul’da kurulan ilk modern belediye şubesi

olan “Altıncı Daire-i Belediye” tarafından uygulanmak

üzere 1859 yılında hazırlanan “Sokaklara Dair Nizamname”

de mezbahalardan başka yerlerde hayvan kesimi

yapılması; zayıf, hasta ve yaşlı hayvanlar ile bir aylıktan

küçük kuzu ve dana kesimi yasaklanmıştır 14.

“Vilayat Belediye Kanunu”nun 14 (1877) yasaklanan

uygulamaları içeren 62’inci maddesinde, hayvanlara

ilişkin olarak;

“hasta koyun ve sığır ve dana ve iki aylıktan küçük

kuzu ve dört aylıktan küçük dana zebhetmek ve ağustosun

on beşinden evvel ve şubat gayesinden sonra av

kuşları sayd ve furuht etmek ve tavuk ve hindi ve kaz

misillü kuşların göğüslerini şişirip de satmak”

“yaya kaldırımlarında hayvan yürütmek ve sokaklarda

hayvan koşturmak ve yüklü ve yüksüz hayvanlar

yularlarıyla yekdiğerine rabtolunmayıp da sokaklarda

başıboş sürülmek ve yük hayvanlarına binmek ve hayvanları

darbetmek ve hayvanlara tahmil olunan kereste

ve demirlerin uçları yerlerde sürüklenerek götürülmek

ve fener olmayan sokaklarda geceleri yük taşımak

ve lagar ve yaralı ve sakat hayvanlara yük yüklet- “yaya kaldırımlarında hayvan yürütmek ve sokaklarda

hayvan koşturmak ve yüklü ve yüksüz hayvanlar

yularlarıyla yekdiğerine rabtolunmayıp da sokaklarda

başıboş sürülmek ve yük hayvanlarına binmek ve hayvanları

darbetmek ve hayvanlara tahmil olunan kereste

ve demirlerin uçları yerlerde sürüklenerek götürülmek

ve fener olmayan sokaklarda geceleri yük taşımak

ve lagar ve yaralı ve sakat hayvanlara yük yüklet-

mek ve sağlam olan yük bargirlerine yüz yirmi ve merkeplere

altmış kıyyeden ziyade yük tahmil etmek“ 14.

“belediyenin tensib etmediği mahallerde başıboş

inek ve öküz ve koyun ve keçi ve hayvanat-ı saire salıvermek

ve sokaklarda gezdirmek ve dükkanlar önlerinde

koyun ve hayvanat-ı saire bağlamak” 14 hükümleri

bulunmaktadır.

Ergin 15, Meşrutiyetin ilanından önce İstanbul sokaklarında

çok miktarda ve serbestçe gezen köpeklerin,

1908-1909 tarihlerinde “Cem’ıyyet-i Umumiye-i

Belediye” kararıyla toplatılarak Hayırsız Adaya gönderildiğini

bildirmektedir.

Cumhuriyet Döneminde Hayvanları Korumaya

İlişkin Hususlar

Cumhuriyet döneminde, 1926 yılında kabul edilen

904 sayılı “Hayvan Islahı Kanunu” iii ile başlayan yasal

düzenlemeler, esas olarak hayvancılığın geliştirilmesi,

salgın hastalıkla mücadele ve veteriner hekimlerin

görev ve yetkilerinin belirlenmesini amaçlamıştır. Hayvanlara

kötü muamele ve hayvanların neden olduğu

zararlara ilişkin yasal düzenlemeler ise ceza kanunları

kapsamında değerlendirilmiştir. 765 sayılı eski Türk

Ceza Kanununun iv 521’inci maddesinde “Her kim, bila

mucip başkasına ait olan bir hayvanı öldürürse veya

işe yaramayacak hale koyarsa sahibinin şikayeti

üzerine dört aya kadar hapis ve yüz liraya kadar ağır

cezayı nakdiye mahkum olur” şeklinde bir düzenleme

yapılmıştır. 577’nci maddede “Bir kimse hayvanlara

karşı insafsızca hareket eder veya lüzumsuz yere

yaralar veya aşikar surette haddinden fazla yorulacak

derecede zorlarsa binsekizyüz liraya kadar hafif cezayı

nakdiye mahkum olur” hükmü bulunmaktadır.

2004 yılında kabul edilen 5237 sayılı yeni Türk

Ceza Yasasının v 151’inci maddesinin ikinci fıkrasında

“Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren,

işe yaramayacak hâle getiren veya değerinin azalmasına

neden olan kişi hakkında” mağdurun şikâyeti

üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para

cezası öngörülmüştür.

Yasanın vi, 181’inci maddesinin 4’üncü fıkrasında,

toprağa, suya veya havaya zararlı atıkları kasıtlı olarak

bırakarak “insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor

hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine,

hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini

değiştirmeye neden” olunması halinde, beş yıldan

az olmamak üzere hapis cezası ve bin güne kadar adlî

para cezası verileceği ifade edilmiştir. Aynı fiil kazaran

gerçekleştirilirse, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası

öngörülmüştür.

5237 sayılı Yasanın vii “Müstehcenlik” ile ilgili olan

226’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasında da hayvanlarla

cinsel ilişkiye ait yazı, ses veya görüntüleri içeren

ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan,

nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan

veya bulunduran kişinin, bir yıldan dört yıla kadar hapis

ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağı

hükmü bulunmaktadır.

Bu yasaların kapsamı dışında kalan yabani hayvanlarla

ilgili konular da Kara Avcılığı Kanunu viii ve Türkiye’nin

taraf olduğu çeşitli uluslararası sözleşmeler

(Paris, Bern, Ramsar, Cites, Biological Diversity ) temelinde

Yürütülmüştür

Sahipsiz hayvanlar ile ilgili çalışmalar ise, 1991

yılına kadar belediyelerin görev ve sorumluluk alanına

girerken, bu tarihte Çevre Bakanlığı’nın kurulmasıyla

sorumluluk bu iki kurum arasında paylaştırılmıştır.

Çevre Bakanlığı, yasal çerçevenin hazırlanması, sahipsiz

hayvanlar ile ilgili strateji ve planların yapılması ve

denetim konularında görevlendirilirken, çıkarılacak

yasanın uygulanması ile ilgili sorumluluk belediyelere

bırakılmıştır ix. Bu çerçevede 1995 yılında, biri Çevre

Koruma Genel Müdürlüğü, diğeri ise İnsan Haklarından

Sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından iki ayrı “Hayvanları

Koruma Kanunu” kanun tasarısı hazırlanmış

ancak, bu iki tasarı da yasalaşmamıştır 17.

Türkiye, 2003 yılında “Ev Hayvanlarının Korunmasına

Dair Avrupa Sözleşmesi” x ne taraf olmuş ve bu

tarihten yaklaşık bir yıl sonra da 5199 sayılı Hayvanları

Koruma Kanunu kabul edilerek, 1 Temmuz 2004 gün

ve 25509 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Kanun

kapsamında yer alan uygulamalar, merkezde Hayvanları

Koruma Şube Müdürlüğü, taşrada ise İl Çevre ve

Orman Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar

Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir xi.

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununun amacı,

“hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve

uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların

acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde

korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini

sağlamaktır” xii şeklinde ifade edilmiştir.

Yerel yönetimlere, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde,

sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması

için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurmak

görevi verilirken; kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla,

toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan

kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esası

kabul edilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını

yavrulatmak isteyenlerin, doğacak yavruları belediyeye

kayıt ettirme yükümlülüğü bulunmaktadır xiii.

Hayvan sahiplenecek kişilerin, bilmesi gerekenleri

“yaygın eğitim programlarına” katılarak öğrenme; ev

ve süs hayvanı satan kişilere de bu hayvanların bakımı

ve korunması ile ilgili olarak yerel yönetimler tarafından

düzenlenen eğitim programlarına katılarak sertifika

alma zorunluluğu getirilmiştir xiv.

Kanunun 6’ncı maddesinde, “sahipsiz ya da güçten

düşmüş hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası

Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmeleri”

Yasaklanmıştır

Yasaklanan fiiller arasında “hayvanlara kasıtlı olarak

kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak,

dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa

maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve

psikolojik acı çektirmek” yer almaktadır. Hayvanı gücünü

aşan fiillere zorlamak; eğitim almamış ve onaltı

yaşından küçük kişilere ev ve süs hayvanı satmak; hayvanları

hasta, ileri gebe ve yeni ana iken çalıştırmak,

uygun olmayan koşullarda barındırmak hükümleri de

yasaklar arasında yer almaktadır xvi.

Ayrıca, hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence

yapmak; acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile

alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık

yapan yiyecek veya içecekler vermek; Pitbull Terrier,

Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek

ve satmak da yasaklanmıştır xvii.

TARTIŞMA ve SONUÇ

İlk yasalar ve kutsal kitaplarda hayvanlara ilişkin

düzenlemeler değerlendirildiğinde, insanların  hayvanlara

sahip olma ve yararlanma hakkının tanınıp

onaylandığı, bununla birlikte, hayvanlara karşı kötü

davranışlar ve kasıtlı zarar vermenin doğru bulunmadığı

4,6,7 görülmektedir.

Osmanlı döneminde, özellikle ekonomik açıdan

önemli olan hayvanlara dönük çeşitli yasal düzenlemelerin

yapıldığı gözlenmiştir. Bu yasal düzenlemelerde

daha çok yük hayvanlarının çalışma koşullarına

yer verilmiştir. Yük hayvanlarının çalışma saatlerinin

kısıtlanması, hayvanların aç ve susuz çalıştırılmalarının

ve aşırı yük yüklenmesinin yasaklanması o dönemlerde

günlük hayatta en sık karşılaşılan hayvanların yük

hayvanları oldukları ve bu nedenle da daha çok bu hayvanların

korunması ve gönencine ilişkin hususların ele

alındığı ileri sürülebilir.

Halife Hazreti Ömer’in yük hayvanlarına aşırı yük

yüklenmemesi konusundaki tutumunun zaman içinde

bir “İslami kural”a dönüştüğü ve Osmanlı döneminde

de aynı yaklaşımın uzun yıllar sürdürüldüğü söylenebilir.

Bununla birlikte, 19’uncu yüzyılda bile bu konuda

yasal düzenlemelerin yapılmış olması, uygulamada bu

sorunun devam ettiğini düşündürmektedir

Bursa İhtisab Kanunu’nda geçen “Bu eski karar

aynen kabul edildi” 11 ifadesi nalbantların uygulamaları

sırasında oluşacak zararı karşılamaları yaptırımının,

daha eski dönemlerde de bulunduğunu akla getirmektedir.

Fermanlarda özellikle yük hayvanlarının birbirlerine

bağlanmadan sokağa bırakılmalarının, çevrede

bulunan insanlara verdiği zarardan söz edilmesi, hayvanlar

nedeniyle oluşacak insan sağlığı ve gönenci

sorunlarının da dikkate alındığını göstermektedir.

İlk modern belediye şubesinin kurulmasıyla birlikte,

daha önceki dönemlerde mevcut olan uygulamaların

kanun ve yönetmelikler kapsamına alındığı görülmektedir

14.

Osmanlı döneminde sahipsiz kedi-köpek gibi sokak

hayvanlarının korunmasına dönük açık bir yasal

düzenleme olmadığı gibi, bu hayvanların oluşturduğu

sorunların çözümünde zaman zaman itlafa başvurulduğu

gözlenmiştir. İtlaf uygulamaları 2004 yılında

çıkarılan ve sahipsiz sokak hayvanlarını da koruma

kapsamına alan Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe

girinceye kadar Cumhuriyet döneminde de başvurulan

bir yöntem olarak karşımıza çıkmıştır 1. Bu Kanunun

sahipsiz sokak hayvanlarını da koruma kapsamına

alması, daha önceki yasal düzenlemelere göre önemli

bir ileri adım olarak değerlendirilebilir.

Kanun kapsamında, tehlikeli köpek türlerinin beslenmesinin

yasaklanması; tüm hayvanlara aşı yapılması

zorunluluğunun getirilmesi halk sağlığı yönünden

olumlu düzenlemeler olarak görülebilir. Öte yandan,

bir evde bakılabilecek hayvan sayısı ve hayvanlara

sağlanacak yaşam alanı konusunda belirleme

yapılmamış olması da eksiklik olarak görülebilir. Ayrıca,

sahipsiz hayvanların geçici barınaklarda kalış

süresinin belirlenmemiş oluşunun, kapasitenin aşılması

durumunda hayvan gönenci sorunlarını arttıracağı

söylenebilir.

Hayvanları sahiplenecek ve satışını yapacak kişilere

eğitim alma zorunluluğu getirilmesinin, hayvan gönenci

ve hayvanları koruma ile ilgili yaşanan sorunların

büyük bir kısmını önlemede etkili olacağı ileri

sürülebilir.

Sahipsiz hayvanların itlaf edilmesine ilişkin olarak,

“Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin”

13’üncü maddesinde “Başıboş hayvanların

yakalanmaları, muhafaza edilmeleri ve öldürülmeleri

konularında bu Sözleşmede yer alan prensiplere sadece

hastalıkların kontrolüne yönelik Hükümet programları

kapsamında kaçınılmaz hallerde istisna getirilebilir”

ifadesi bulunmaktadır. Bu çerçevede uygulanabilecek

en doğru eylem planı, öncelikle bu “istisnai

hallerin” olası olduğunca kesin tanımının yapılarak,

izlenebilecek en uygun yöntemin belirlenmesi ve

kamuoyunun desteğinin sağlanması olacaktır.

Sonuç olarak, hayvan gönenci ve hayvanları koruma

konularının Türk tarihinde çok eski dönemlerden

itibaren gelenek, görenek ve yasal düzenlemeler çerçevesinde

yer aldığı söylenebilir. Bu süreçte her dönemde

öne çıkan kavramın “hayvanlara kasıtlı olarak kötü

davranmanın” yasaklanması olduğu görülmektedir. Bu

çerçevede, 2004 yılında yürürlüğe giren “Hayvanları

Koruma Kanunu”nun, yasal açıdan oldukça geniş kapsamlı

bir koruma potansiyeli taşıdığı söylenebilir.

KAYNAKLAR

1. Sungurbey İ: Hayvan HaklarJ. İstanbul Üniversitesi.

BasJmevi, İstanbul, 1992.

2. Yaşar A, Yerlikaya H: Dünya’da ve Türkiye’de hayvan

haklarJnJn tarihsel gelişimi. Vet Bil Derg, 20 (4): 39-46, 2004.

3. Tosun M, Yalvaç K: Sümer, Babil, Asur KanunlarJ ve AmmiŞaduqa

FermanJ. 2. BaskJ, Türk Tarih Kurumu BasJmevi,

Ankara, 1989.

4. Wise SM: The Legal Thinghood of Nonhuman Animals. BC

Envtl Aff L Rev, 23, 471–547, 1996.

5. Clarke PAB, Linzey A: Siyaset kuramJ ve hayvan haklarJ.

Cogito, 32, 78 -88, 2002.

6. Armutak A: Yahudi ve Hristiyan dini kutsal kitaplarJnda

hayvan haklarJ. İstanbul Üniv Vet Fak Derg, 34 (1): 39-55, 2008.

7. Armutak A: İslam dini kutsal kitabJnda hayvan haklarJ.

İstanbul Üniv Vet Fak Derg, 34 (1): 57-66, 2008.

8. Ergin ON: Mecelle-i Umûr-J Belediyye, Cilt 1, Büyükşehir

Belediyesi Kültür İşleri Daire BaşkanlJğJ YayJnlarJ, İstanbul,

1995.

9. Kütükoğlu M: OsmanlJlarda Narh Müessesesi ve 1640

Tarihli Narh Defteri. Ünal MatbaasJ, İstanbul, 1983.

10. Akgündüz A: OsmanlJ Kanunnameleri ve Hukuki

Tahlilleri, 2. Kitap, II. Bayezid Devri Kanunnameleri, Fey

VakfJ, İstanbul, 1990.

11. Anonim: Kanunname-i İhtisab-J Bursa. Türk StandartlarJ

Enstitüsü, SaygJn MatbaasJ, Ankara, 1995.

12. Sar:c:k M: III. Murad devrinden hayvan haklarJyla ilgili bir

ferman. SDÜ İlahiyat Fak Derg, 6, 69-78, 1999.

13. Iş:k A: Arşiv belgelerine göre OsmanlJda çevre. Kâinattan

Sorumluyuz, 98-101, İstanbul Müftülüğü Kültür YayJnlarJ, 4,

2008.

14. Ergin ON: Mecelle-i Umûr-J Belediyye, Cilt 4, Büyükşehir

Belediyesi Kültür İşleri Daire BaşkanlJğJ YayJnlarJ, İstanbul,

1995.

15. Ergin ON: Mecelle-i Umûr-J Belediyye, Cilt 2, Büyükşehir

Belediyesi Kültür İşleri Daire BaşkanlJğJ YayJnlarJ, İstanbul,

1995.

16. Menteş Gürler A: UluslararasJ sözleşmelerde yabani

hayvan refahJ ve korunmasJ. Vet Bil Derg 20 (3): 75-79, 2004.

17. Menteş A: Türk veteriner hekimliği tarihinde deontoloji,

ülkemizde ve dünyada bugünkü durum. Doktora Tezi. Ankara

Üniversitesi SağlJk Bilimleri Enstitüsü, 1996.