Kategori arşivi: İslamiyet Ve Hayvanlar

İslamiyet’te Hayvan Hakları Ve Hayvana Eziyetin Cezası

islam10

Müslümanın kalbi, insanlara ve diğer canlılara karşı sevgi ve şevkat duyguları ile doludur. Kimseyi incitmez. İhtiyaç sahiplerine yardımda bulunur. Böyle olan kimseye Allah (c.c) da merhamet eder.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:

“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler. ”  (Ebu Davud,Edeb,66 / Tirmizi, Birr, 16)

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Buhari, Edeb, 18)

Müslüman sadece insanlara değil, diğer canlılara da merhametle davranır, hayvanlara şevkatle muamele eder. Allah (c.c) yarattığı canlılara acıyanları bağışlar, günahlarını affeder.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:

“Bir adam yolda yürürken çok susadı, nihayet bir kuyu buldu, oraya inerek su içip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam, “Bu köpek de benim gibi susamıştır.” dedi ve kuyuya inerek mestine su doldurdu, onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı ve köpeğe su içirdi. Onun bu davranışından Allah razı oldu ve onu affetti. Ashab:

– Ya Rasûlallah, hayvanlarda da bizim için sevap var mıdır, dediler.

– Her canlıda bizim için sevap vardır.” buyurdu.  (Buhari, Edeb, 27 / Müslim, Selam, 153)

Dinimiz sadece insanların değil, hayvanların hakkına da riayet edilmesini, onlara şevkat ve merhamet gösterilmesini emreder. Hayvanlar, insanların faydalanması için yaratılmıştır. Her hayvandan yaratılışının gayesine uygun olarak yararlanmalı, onları bunun dışındaki işlerde kullanmamalıdır. Ehil hayvanların vaktinde yedirilip içirilmesine dikkat etmeli, onları aç, susuz bırakmamalıdır.

Peygamberimiz (s.a.v), açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deveye rastladı ve, “Şu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkunuz, onlara besili olarak binin ve etlerini de besili olarak yiyin.” buyurdu. ( Ebu Davud, Cihad, 47)

Hayvanları güçleri yetmeyen işlere koşarak yormak, dövmek, yüzlerine vurmak, işkence etmek ve aç, susuz bırakmak merhamet ölçüleri ile bağdaşmaz. Böyle bir davranış, derdini anlatamayan canlılara zulümdür. Allah’tan başka koruyucusu olmayan bu canlılara karşı merhametsiz ve acımasız davranmanın ise cezası çok ağırdır.

Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’dan (r.a) rivayet edilmiştir. Diyor ki:

Peygamber Efendimiz (s.a.v) güneş tutulduğu bir gün kusuf namazı kıldıktan sonra şöyle buyurdu:

“Bana namazda cehennem gösterildi. Cehennem ateşi bana o kadar yaklaşmıştı ki ben: Allah’ım! Ben de cehennemliklerle (ateşe atılanlarla) beraber miyim, diye telaşlandım. Orada bir kadın gördüm. Bu kadının yüzünü bir kedi tırmalıyordu.

– Bu kadının günahı nedir, diye azap meleklerine sorduğumda,

– Bu kadın dünyada bir kediyi aç olarak ölünceye kadar hapsetti, diye cevap verdiler.” (Buhari, Mûsakât, 9)

Hayvanların yuvalarının bozulması, yavruların yuvalarından alınarak analarının rahatsız edilmesi de uygun değildir.

İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor:

Bir yolculukta Peygamberimizle (s.a.v) beraberdik.. Konakladığımız yerde iki kuş yavrusu görmüş ve onları almıştık. Derken yavruların anası geldi ve etrafımızda dolaşmaya başladı. Peygamberimiz (s.a.v) durumu görünce:

“Yavrularını alarak bu kuşu kim üzdü? Yavrularını ona veriniz.” buyurdu. (Ebu Davud, Cihad, 112)

Hayvanların pek çoğu bizim yararlanmamız için yaratılmıştır. Ancak yararlanmak maksadıyla olmadıkça hayvanları öldürmek doğru değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“Kim gereksiz yere bir serçe kuşunu öldürürse, o hayvancağız kıyamet gününde:

– Ya Rabbi, falanca beni faydalanmak için değil de keyfi için öldürdü, diye Allah’a şikayet edecektir.” (Nesâi, Dahâyâ, 8)

Müslüman hayvanlara eziyet etmekten ve işkence yapmaktan mutlaka sakınmalıdır. Bazı yörelerde hayvanları dövüştürmek gibi çok kötü bir gelenek vardır. Hayvanları birbiriyle dövüştürüp onları seyretmek hayvanlara eziyet etmenin başka bir şeklidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayvanları birbirleri ile dövüştürmeyi yasaklamış (Ebu Davud, Cihad, 56 / Tirmizi, Cihad, 28), hayvanlara işkence ve eziyet edenleri lanetlemiştir (Nesâi, Dahâyâ, 8)

Abdullah b. Ömer (r.a), bir kere tavuğu nişan almak için hedef olarak diken ve ona ok atan birkaç gencin yanından geçiyordu. Bu gençler Abdullah’ı görünce dağılmışlardı. Bunun üzerine Abdullah:

“Bu tavuğu hedef olarak kim dikti? İyi bilin ki Peygamberimiz (s.a.v), tavuk veya herhangi bir hayvanı hedef yaparak öldüren kimseye lanet etti.” demiştir. (Buhari, Zebâih, 25)

Tavuk gibi hayvanları kanatlarından, bazı hayvanları da bacaklarından tutarak taşımak suretiyle onlara eziyet etmekten sakınmalıdır. 

Hayvanlara karşı da çok merhametli olan Peygamberimiz (s.a.v), su kabını eğerek kedilere su içirirdi. (Tirmizi, Taharet, 69 / Nesai, Miyah, 8)

Peygamberimizin (s.a.v) yolunu takip eden atalarımız hayvanların hukukunu öyle gözetmişlerdir ki, onların yiyip içmeleri, barınmaları hatta istirahat etmeleri için de mallarının bir bölümünü vakfetmişlerdir. Bu konuda pekçok misalden birisi de, yaptığı muhteşem eserlerle tarihimizi altın sayfalarla süsleyen büyük mimar Koca Sinan’ın Kayseri’ye bağlı Ağırnas kasabasında Allah rızası için inşa edip vakfettiği çeşmenin yakınında, boyu 260, eni 160 arşın genişliğindeki arazisini, çeşmeye su içmek maksadıyla gelen hayvanların dinlenmesi için vakfetmiş olmasıdır. (Mimarbaşı Koca Sinan Yaşadığı Çağ Ve Eserleri, ed. Sadi Bayram, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ankara 1988)

Müslüman, canlılara karşı merhametle davranırsa Allah (c.c) da ona merhametle muamele eder. Peygamberimizin (s.a.v) şu sözlerine kulak verelim. Buyuruyor ki:

“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler.” (Ebu Davud, Edeb, 66 / Tirmizi, Birr, 16)

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı İslam İlmihali / Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı

İslamiyet’te Hayvan Sevgisi

islam09

‘O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.’ ( secde: 7) ‘Hayvanları da o yaratmıştır’ ( nahl: 5)

Kur’an- ı kerim, hayvanların da ümmet oluşu ile ilgili çok önemli bir ifadeye ve hayvanlara merhametli davranılmasına ilişkin dikkat çekici sûrelere sahiptir. bu noktada, hayvanlar hakkındaki kul hakkı konusu da gündeme gelmektedir. bunun yanı sıra, hayvan hakları üzerine pek çok hadis- i şerif bulun

makta ve islam tarihinde önemli yerleri olan zatlar; yaratıcı gücün insanlar için en güzel tezahürlerinden olan, onun isim ve sıfatlarını tespih edip zikreden hayvanlara ve dolayısıyla doğaya da duydukları sevgi ile insanlığa çarpıcı mesajlar vermektedir. ayrıca, çeşitli belge ve eserlerden edinilen bilgiler doğrultusunda, osmanlı imparatorluğu da hayvan hakları konusundaki duyarlılığı ile hayranlık uyandırmaktadır.

hayvan sevgisi ve hayvan haklarının önemi üzerine nassları (ayet ve hadisleri) ve rivayetleri incelediğimizde, toplumdaki yaygın, salt “allah onları bizim için yaratmış, istediğimi yaparım.” yahut “insan dururken kedi- köpeğe merhamet gösteriyorlar.” reaksiyonlarıyla oldukça zıt bir biçimde, islam dininde hayvan severliğin ve hayvan haklarının ne denli önemli olduğunu ve bu konudaki hassasiyeti açık bir şekilde görmekteyiz. dikkate aldığımız tüm bu verilere dayanarak özetlemek gerekirse şu sonuçlara varıyoruz:

1. Hayvanlar birer ümmet teşkil ederler.

2. Hayvanlara işkence edenler lanetlenmiştir.

3. Hayvanlara yapılan fiziki işkencenin yanı sıra manevi işkence de yasaklanmıştır.

4. Her canlıya su vermek sevaptır.

5. Hayvanlar birer ilahi emanettir, onlara iyi davranılmalıdır.

6. Dilsizler (hayvanlar) hakkında hayırlı olunmalıdır.

7. Kim bir serçeyi hatta ondan daha küçük bir canlıyı öldürse kıyamet gününde davası görülür.

8. Hayvanlara sert davranılmamalıdır. merhametten mahrum olan, her türlü hayırdan mahrumdur.

9. Hayvanların temizlik, bakım ve gıdalarına özen gösterilmelidir.

10. Hayvanların fıtrat harici işlerde kullanılmaları islâm’a aykırıdır. hayvan dövüştürmek yasaktır.

11. Hiçbir canlı, atışlara nişan yapılmamalıdır.

12. Eğlence amaçlı ve doğal dengeyi bozan avcılık yasaktır. kim av peşinde koşarsa gafil olur.

13. Hayvanların aşırı çalıştırılmaları, sırtlarının iskemle gibi kullanılması yasaktır.

14. Hayvanlara güçleri ölçüsünde yük vurulmalıdır.

15. Yolculuk sırasında verilen molalarda hayvanların ihtiyaç ve istirahatının sağlanması insanlardan önce gelmektedir.

16. Süt sağımında dahi hayvana zarar vermemek için tırnaklar kesilmiş olmalı, hayvanın yavrusuna da süt ayrılmalıdır.

Hayvanlar Ve İslamiyet

islam08

ISLAMIYETTE SURE VE HADISLERDE HAYVANLAR

Hayvanlara yapilan zalimliklere engel olabilmek icin,cesitli Sure’lerden birkac Ayet’i ve konuyla ilgili bazi Hadis’leri burada derledik.Hepsi hayvanlar ve kuslar ile baglantili.Inaniyoruz ki butun inananlar bu ogretilerden faydalanarak Allah’in yarattigi butun canlilara sefkat,merhamet ve saygi gosterecektir.

Kur’an’da Allah’in kopekleri pis olarak niteledigi tek bir Sure bulunmamaktadir.Orta Dogu’da gorulen,kopeklerin pis oldugu ve bu gibi inanclar tamamiyle hatali ve yanlis bilgilenmenin sonucudur.Islamiyetin felsefesine ve Allah’in Kelam-i Kar’an-i Kerim’e uymamaktadir.

AYET

  • 6:38 “Yeryuzunde yuruyen hicbir canli,iki kanadiyla ucan kus yoktur ki onlar da sizin gibi birer ummet olmasin.Biz,Kitapta hicbir seyi eksik birakmadik.Yaratilan canlilarin hepsi O’nun huzurunda toplanacak,o huzurda hesap vereceklerdir.”
  • 11.6: “Allah yeryuzundeki her canlinin rizkini verir,onun bulundugu ve konuldugu yeri bilir.Hersey O’nun huzurunda yazilip tespit edilmistir.”
  • 6:79 “Havada ucan kuslari,onlara verdigi bedensel ozelliklerle havada tutan Allah’tir.Bunlarin hepsi Allah’in nimetleridir.”
  • Asagidaki ayet Kur’an’da anlatilan;zulumden kacan ve bir magarada sadik bir kopek ile 309 sene uyuyan bir grup genc insanin hikayesi ile baglantilidir.
  • 18:18 “Uykuda olduklari halde sen onlari uyaniklar sanirsin.Onlari uykuda saga sola ceviririz.Kopekleri de giriste iki kolunu uzatmis vaziyettedir.”
  • 18:22. Bu hikayeyi anlatanlardan kimi,bunlarin uc kisi olup kopekleriyle dort olduklarini;kiminin bes kisi olup kopekleriyle alti;kiminin de yedi kisi olup kopekleriyle sekiz olduklari soylemektedir.Gercekte bunlarin sayisini ancak Allah bilir.Hz.Muhammed’e (s.a.v.) bunlar hakkinda kimseye birsey sormamasi emredilir.
  • 24:41 “Gormedin mi goklerde ve yerde olan kimseler,kanatlarini cirparak ucan kuslar Allah’i tesbih ederler?her biri kendi dausini ve tesbihini bilmistir.Allah da onlarin ne yaptiklarini bilmektedir.”
  • 24:45 “Allah her canliyi sudan yaratti:Onlardan kimi karni uzerinde (surunerek) yurur,kimi iki ayak ustunde yurur,kimi de dort ayak ustunde yurur.Allah diledigini yaratir.Cunku Allah herseye kadirdir.

HADIS

  • Hz.Muhammed insanlara birbirlerine sefkat gostermelerini ogutlerken,ayni sefkati yasayan butun yaratiklara da gostermelerini istemistir.Atlarin kuyruk ve yelelerinin kesilmesi,hayvanlarin hassas yerlerinden isaretlenmesi ve atlarin nedensiz yere semerli olarak bekletilmeleri uygulamalarini yasaklamistir.(Muslim,Sahih Muslim).
  • Devesini ac birakan ve yoran kisiye “Allah’dan kork,yemini guzel ver ve ona zor gelen isleri yukleme” buyurmustur.(Ebu Davud,Cihad44).
  • Hz.Peygambere (s.a.v.) bir arkadasi kucaginda tasidigi yavru kuslarla gelir.Anne kusun yol boyunca uzerlerinde uctugunu anlatir.Hz.Muhammed (s.a.v.) yavrulari hemen buldugu caliliga geri goturmesini buyurur.(Miskat,Abu Davud).
  • Bir seyahati esnasinda Hz.Muhammed’in yanindakilerden biri,bir kus yuvasindan yumurtalari alir.Anne kusun aci dolu cigliklari Hz.Peygamber’in (s.a.v.) dikkatini ceker ve adama yumurtalari yuvaya geri goturmesini buyurur.(Buhari,Sahih Bukhan)

Bu makale yazari R.Saber’in izni ile yayinlanmistir

İslam’ın Hayvanlar Alemine Bakışı

islam07

Varlık âleminin bir parçası olan hayvanlar, insanlar gibi yer kürenin sakinleridir.[1][1] Doğar, büyür ve yaşarlar; ot, et, su ve benzeri gıdalarla beslenirler ve ömürleri tükenince ölürler. İki, dört ve daha fazla ayaklı olanları,[2][2] çeşitli renkte bulunanları,[3][3] uçanları,[4][4] yüzenleri, sürüngenleri,[5][5] denizlerde ve toprak içinde yaşayanları mevcuttur.

Anne-baba-yavru ilişkisi,[6][6] toplu yaşama[7][7] ve tehlikelerden korunma bilinçleri vardır. İçgüdüleri, hisleri ve algıları ile hareket ederler, varlıkları tanır, ses ve davranışlara tepki verirler.

Her biri evrende bir görev üstlenmiştir. Allah’ın kendileri için verdiği bu görevi yaparlar, isyanları söz konusu değildir. Genel olarak var oluş sebepleri, insanlık âlemine çeşitli şekillerde hizmet etmektir.

1. HAYVANLAR İNSANLAR İÇİN YARATILMIŞTIR

İslam’a göre insan, en mükemmel varlıktır. Toprak, hava, su, deniz, güneş, ay, yıldızlar, gezegenler, bitkiler, ağaçlar, meyveler, sebzeler, gece ve gündüz gibi hayvanlar da, insan için yaratılmış, insanın hizmetine sunulmuştur:

“Göklerde ne var yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetini-ze verdiğini, görünen ve görünmeye nimetlerini size bolca verdiğini görmediniz mi?”[8][8]

“(Allah), göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi kendi lütfu ile sizin hizmetinize verdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.[9][9]

Varlıkların insanın hizmetine sunulması ile ilgili Kur’ân’da 17 âyet vardır.[10][10]

Kur’ân’da hayvanların bizim için yaratıldığı bilidirilmektedir:

“Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?”[11][11]

“Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.”[12][12]

“Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de”[13][13]

“Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.”[14][14]

“Haramlığı size okunanların dışında[15][15] bütün hayvanlar (etleri) size helal kılındı.”[16][16]

“Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.”[17][17]

Ayetler açıkça hayvanların insan için yaratıldığını, insanın hizmetine sunulduğunu beyan etmektedir. Dolayısıyla insanlar; hayvanlara hizmet etmez, aksine onları hizmetinde kullanır, etinden, sütünden, yününden, derisinden ve gücünden yararlanırlar.

Tavuklar bizim için yumurta yapıyor, arılar bizim için bal üretiyor,[18][18] inekler bizim için süt veriyor,[19][19] koyunların yününden biz faydalanıyoruz. Hayvanların etinden, derisinden ve gücünden biz istifade ediyoruz[20][20] Bunlar, Allah’ın bize birer nimetidir.[21][21]

“Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.[22][22]

 

2. İSLAM, HAYVANLARA SEVGİ VE MERHAMETİ EMREDER

     Allah; hizmetimize sunduğu hayvanlardan yararlanmamızı isterken onlara karşı sevgi ve şefkat ile davranılmasını da istemektedir. Çünkü hayvanlar, Allah’ın yaratıkları olması hasebiyle değerli varlıklardır. Kur’ân’da hayvan adını taşıyan 7 sure vardır: Bakara, En’âm, Nahl, Neml, Ankebût, Âdiyât ve Fil. Kur’ân’da; sığır ve davarlar anlamında “en’âm”,[23][23] kara hayvanları / kurbanlık hayvanlar anlamında “behâim”,[24][24] ayrıca çeşitli vesilelerle deve, sığır, koyun, keçi, domuz,[25][25] kuş,[26][26] karınca,[27][27] köpek,[28][28] örümcek,[29][29] at, katır, eşek,[30][30] bal arısı[31][31] ve fil[32][32] isimleri geçmekte, insanlar gibi hayvanların da birer ümmet olduğu bildirilmektedir:

“Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer ümmettir.”[33][33]

Kur’ân’da; imanları uğuruna toplumdan kaçıp bir mağaraya sığınan Ashab-ı Kehf ile birlikte köpekleri de anılmaktadır.[34][34] Süleyman peygamberin kuşdilini bildiği, karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını anladığı, cin ve insanlarla birlikte kuşlardan ordusunun olduğu, Hüdhüd kuşunun Süleyman (s.a.s.)’a Sebe ülkesinden haber getirdiği, Süleyman peygamberin bu kuş ile Belkıs’a mektup gönderdiği bildirilmektedir.[35][35]

Hayvanlar Allah’ı tesbih ederler, kendilerine verilen görevleri yaparlar:

 “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ederek tespih etmesin. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız.”[36][36]

“Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.”[37][37]

Allah’ın birer varlığı olmaları, insanlara hizmeti etmeleri ve kendi lisanı halleriyle Allah’ı tespih etmeleri, tabiatta kendilerine verilen diğer görevleri yapmaları hasebiyle sevgi ve şefkate layıktırlar, insanlar gibi bir takım hakları vardır, bu hakların korunması gerekir.

Pek çok çeşidi ile karada ve denizde yaşayan hayvanlar; tabiatta birer denge unsurudur, azlığı veya çokluğu, çeşitli yaratılışları, küçük veya büyük, evcil veya vahşî oluşları hep birer hesabın ve hikmetin sonucudur. Hayvanlar âlemindeki dengenin bozulması veya hayvanların yok olması doğada ve çevrede olumsuz sonuçlar doğuracağı ve insanların hayatlarını sıkıntıya sokacağı bilinen bir gerçektir.

Bu yararlarından dolmayı olmalı ki Allah, insanda hayvan sevgisi var etmiştir:

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır”[38][38] anlamındaki ayet, bu gerçeği ifade etmektedir. İnsanda doğuştan var olan bu sevgi, kişilerin eğitimi ve yetişme tarzına göre gelişebileceği gibi körelebilir de. İnsan sevgisi de böyledir.

Allah’ın yaratıklarına sevgi, merhamet ve şefkat göstermek; Allah ve Peygamberin bir emridir. İslâm’ın merhamet anlayışı, yeryüzündeki bütün canlıları kapsayacak niteliktedir. Yüce Allah,

“O, rahmet etmeyi kendi üstüne gerekli kılmıştır”[39][39] anlamındaki ayette, yüce Allah, merhameti zatının en önemli niteliği olarak bildirmektedir. Yüce kitabımız Kur’ân, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın “Rahman” ve “Rahîm” olduğunu ifade eden ayetlerle başlamaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i de âlemlere rahmet olarak göndermiştir:

“(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[40][40]

“Allah rahmeti yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuz cüzünü kendi katında tuttu. Bir tek parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça sebebiyledir ki yaratıklar birbirine merhamet ederler. (Öyle ki) at, bu merhamet sebebiyle süt emen yavrusuna zarar vermemesi için ayağını kaldırır.”[41][41]

Merhamet; kalpteki acıma duygusudur, bu duygu; insanı varlıklara karşı duyarlı ve lütufkâr olmaya sevk eder. Özellikle müslümanın hem insanlara hem hayvanlara karşı çok merhametli olması gerekir. Çünkü merhamet onun imanının gereğidir. Peygamberimiz, müminlere merhametli olmalarını tavsiye etmekte ve merhametli olanlara Allah’ın da merhamet edeceğini bildirmektedir:

  Merhametli olanlara Allah da merhamete eder. Sizler yeryüzündekilere karşı merhamet edin ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler.”[42][42]

“Ancak şakî / azgın olan insan, merhametten yoksun olur.”[43][43]

Sadece insanlara değil, yaratılış gayesini gerçekleştiren ve insanlara hizmet veren hayvanlara da merhamet edilmesi gerekir. Hayvanlara merhamet edene Allah mükâfatını verir ve onu bağışlar:

Peygamberimiz (s.a.s.); ahlaksızlık batağına saplanmış bir kadının, bir köpeğe acıyıp yardım etmesi sebebiyle Allah’ın af ve merhametine mazhar olduğunu bildirmiştir:

“Kötü yola düşmüş bir kadın, sıcaktan dilini çıkarmış bir su kuyusunun etrafında dolaşan bir köpek gördü, kuyuya inip çizmesiyle su aldı ve köpeği suladı, bu yüzden bağışlandı.”[44][44]

Hayvanlara şefkat ve merhamet edenden Allah razı olur. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabına şu olayı anlatır:

“Yolculuk eden bir adam çok susadı, bir su kuyusu buldu, kuyuya indi ve su içip çıktı. Kuyudan çıkınca sıcak ve susuzluktan dilini çıkartan ve ıslak toprağı yalayan bir köpek gördü. Adam, ‘bu köpek de anlaşılan benim gibi çok susamış’ deyip su kuyusuna indi, mestine su doldurdu, mesti ağzı ile tutup kuyudan çıkardı ve köpeğe suyu içirdi. Allah, bu adamı övdü ve onu bağışladı. Ashab,

-“Ey Allah’ın Elçisi! Bu hayvanlara yaptığımız iyilik sebebiyle bize sevap verilir mi? diye sorar. Peygamberimiz,

-“Her can taşıyan varlığa yapılan iyilik için sevap vardır” buyurdu.”[45][45]

İnsana yapılan iyilik ve yardımlar Allah katında çok değerli ve sevabı mucip olduğu gibi hayvanlara yapılan şefkat ve merhamet, onlara bakmak, yiyecek ve içecek vermek de sevaptır, Allah’ın razı olduğu bir davranıştır. Yukarıda zikrettiğimiz iki hadis ile Peygamberimiz insanları hayvanlara karşı duyarlı olmaya ve onlara merhamet ile muamele etmeye teşvik etmektir.

 3. HAYVANLARA EZİYET ETMEK ZULÜM VE GÜNAHTIR

Hayvanlara şefkat edip onlara bakmak sevabı gerektiren bir davranış olmasına karşılık onlara kötü davranmak, dövmek, işkence etmek, öldürmek, aç ve susuz bırakmak da zulüm, günah ve cezayı gerektiren kötü bir davranıştır.

Bir insan bir hayvanı sözgelimi bir kediyi evinde alıkoysa ama ona yiyecek ve içecek vermese, nihayet kedi ölse ne olur? Günah işlemiş olur mu? Allah bu insanı cezalandırır mı? Evet, bu insan günah işlemiş olur ve Allah bu kimseyi cezalandırır. Peygamberimiz (s.a.s.)’in şu hadisleri bunun açık delilidir:

“Bir kadın kedi yüzünde azap edilmiştir. Çünkü bu kadın; kediyi hapsetmiş ne yedirmiş ne içirmiş ne de kırlarda kendi karnını doyurması için salıvermiştir.”[46][46]

“Bir kadın kedi yüzünden cezalandırılmıştır. Çünkü bu kadın, ölünceye kadar bu kediyi hapsetmiş, bu yüzden cehenneme gitmiştir. Kadın bu kediyi hasetmiş ne yiyecek vermiş ne de su, kırlarda karnını doyurması için serbest de bırakmamıştır.”[47][47]

Biz insanlar, bizim için yaratılan hayvanların etlerini yemek için o hayvanı usulüne uygun olarak eziyet vermeden keseriz. Bunda bir vebal yoktur. Ancak küçücük bir hayvanı bile haksız yere öldüren kimseye kıyamet gününde Allah hesap sorar. Peygamberimizin şu sözleri bu gerçeği ifade etmektedir:

“Kim serçe ve daha küçük bir kuşu haksız yere öldürürse kıyamet gününde Allah onda hesap soracaktır” buyurmuş. Sahabenin; “Ey Allah’ın Elçisi! Kuşların hakkı nedir?” diye sorması üzerine de; “Onların hakkı, usulüne göre kesip etini yemek, başının koparılıp atılmamasıdır” buyurmuştur.[48][48]

Hz. Peygamber;

“Kim bir serçeyi abes yere öldürürse bu kuş, kıyamet günü Allah şikâyet eder; ‘Ya Rabbi! Filan kimse beni boş yere öldürdü, bir yarar için öldürmedi’ der”[49][49] buyurmuştur.

Bu hadislerden anlıyoruz ki biz bir kuşu avlayabilir, eziyet etmeden onu kesebilir ve etini yiyebiliriz, ancak zevk için, keyfi olarak silah, sapan, taş ve benzeri bir şey ile öldüremeyiz, hapsedemeyiz, böyle bir davranış vebaldir, günahtır.

Peygamberimiz (s.a.s.); hayvanların dövülmesini, aç veya susuz bırakılmasını, yarışma düzenleyerek onların dövüştürülmesini, güçlerini aşan ölçüde yük taşıtılmasını tasvip etmemiş, bu tür davranışlarda bulunanları bizzat uyarmıştır.

“Hz. Peygamber (s.a.s.), bir grup insana rastladı. Bu kimseler, bir koça ok atıyorlardı. Bu davranışı hoş karşılamadı ve ‘hayvanlara işkence yapmayın” buyurdu.”[50][50]

“Allah’ın Elçisi, hayvanların hapsedilmesini yasaklamıştır.”[51][51]

Abdullah ibn Ömer,

“Allah’ın Elçisi, can taşıyan bir varlığı hedef yapan (ona taş, ok, silah ve benzeri şeyler atarak eziyet eden kimseye) lanet etti” demiştir.[52][52]

Sahabeden Abdullah ibn Ca’fer anlatıyor:

“Hz.Peygamber (s.a.s.); yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Hayvanın bu durumunu görünce; “Bu hayvanı yüzünden dağlayana Allah lanet etsin” buyurdu.[53][53] 

Sahabeden Abdullah ibn Ömer;

ِ”Hz. Peygamber, hayvanlara işkence yapanlara Allah lanet etsin” buyurdu demiştir.[54][54]

Sahabeden Sehl b. Hanzala anlatıyor:

“Hz. Peygamber (s.a.s.), karnı sırtına yapışmış bir devenin yanından geçti. (Bunun üzerine sahibine); ‘bu konuşamayan hayvanlar hakkında Allah’tan korkun. Onlara güzelce binin, etinden güzelce yeyin” buyurdu.[55][55]

Yine aynı sahabî anlatıyor:

“Hz. Peygamber (s.a.s.) Ensardan birinin avlusuna girdi. Avluda bir deve vardı. Deve Hz. Peygamberi görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Hz. Peygamber yanına gitti, başını okşadı, bunun üzerine hayvan sustu. Hz. Peygamber,

-“Bu devenin sahibi kim” diye sordu. Ensardan bir genç geldi,

-“Benim ey Allah’ın elçisi” dedi. Hz. Peygamber ona,

-“Allah’ın sana ihsan ettiği bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu aç bıraktığından ve onu çok yorduğundan şikâyet etti” dedi.[56][56]

Peygamberimiz (s.a.s.) bir deveye binen eşi Hz. Aişe’ye hayvana şefkat ve merhametle davranmasını emretmiştir.[57][57]

Peygamberimiz Mekke’nin fethine ordusuyla birlikte giderken, yolda yavrularının üzerine abanmış, yavruları iki yanından memelerine yapışıp emen bir dişi köpek gördü. Sahabeden Cu’ayl b. Süraka’ya, hemen gidip hizasında durmasını ve askerlerden hiçbirinin, ne köpeğe ne de yavrularına dokunmamasını söyledi.[58][58] 

Yine bir gün muharebeden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce çırpınmaya başladı. Allah’ın Resulü duruma muttali olunca kızdı ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu.[59][59]

Hz. Peygamber, hayvanlara karşı kullanılan fizikî şiddet bir tarafa onlara kötü söz söylenmesini dahi tasvip etmemiş, bu nedenle bindiği deveye lanet eden kadının hayvandan aşağı indirilmesini istemiştir.[60][60]

İslâm tarihinde Hz. Peygamber’den sonra da hayvanlara merhametle muamele edilmesi yönünde örnek kabul edebileceğimiz türden uygulama ve düzenlemeler yapılmıştır. Hz. Ömer’in, devesine gücünün üzerinde yük yükleyen bir kişiyi cezalandırdığı, bir devenin palan sürtmesinden meydana gelen yarasına elini sürüp, “Senin başına gelen şeyden de sorguya çekilmekten korkarım” dediği, Ömer b. Abdülaziz’in, hayvanlara ağır gem ve koşum takımı vurulmaması, nodulla dürtülmemesi, develere 600 rıtıldan (yaklaşık 230 kg.) fazla yük vurulmaması hususunda görevlilere talimat gönderdiği rivayet edilmektedir.[61][61]

İslâm hukukçuları hayvanların dövülmelerini, aç bırakılmalarını, güçlerinin üstündeki işlerde çalıştırılmalarını suç kabul etmişler ve bunları yapanlara müdahale etmeyi muhtesiplerin (asayişi temin edenlerin) görevleri arasında saymışlardır.[62][62]

Hayvanlara zarar verenler, merhametten yoksun kimselerdir. Merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceğini ve bu kimselerin hayırdan mahrum kalacağını Peygamberimiz (s.a.s.) bize bildirmiştir:

“Yumuşak davranıştan mahrum olan hayırdan da mahrum olur.”[63][63]

Yüce Allah, insanların hizmetine sunduğu, kesilmesini helal kıldığı hayvanları keserken bile onlara eziyet edilmemesini ister. Peygamberimiz bu hususu şöyle ifade etmektedir:

“Allah her şeyde ihsanı (işi ve görevi en güzel biçimde yapmayı) farz kılmıştır. Bir canlıyı öldürdüğünüzde öldürme işini en güzel biçimde yapın, bir hayvanı boğazladığınızda boğazlama işini en güzel biçimde yapın, bıçağınızı bileyin, keskinleştirin ve hayvanı rahatlatın, eziyet vermeden kesin.”[64][64]

3. ZARARLI HAYVANLAR

Yukarıda hayvanların insanlara nimet olarak var edildiğini bildirmiştik. Yılan, sivrisinek, haşarat, böcek, kurt, tilki gibi insanlara veya evcil hayvanlara veya ürünlere zarar veren hayvanlar öldürülebilir mi? İslâmî açıdan temel prensip hiçbir hayvana zarar vermemek ve onları öldürmemektir. Ancak bir hayvan insanlara veya ürünlere zarar veriyorsa bunlar eziyet edilmeden öldürülebilir.

“Hz, Peygamber (s.a.s.), zararlı hayvanların öldürülmesini emretmiş ve bu hayvanlara füveysik (fasıkcık) ismini vermiştir.”[65][65]

Peygamberimiz (s.a.s.) bu hayvanları öldürmenin mubahlığı bir yana bu zararlı hayvanları öldürme sebebiyle insana sevap verileceğini bildirmiştir.[66][66]

Medine’yi çekirgelerin istila etmesi üzerine, onların zararından kurtulmak için Allah’a şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım! Çekirgeleri helâk et, büyüklerini öldür, küçüklerini yok et, yumurtalarını işe yaramaz hale getir, köklerini kes, ağızlarından ekinlerimizi, ürünlerimizi ve rızıklarımızı al, Sen duaları işitensin.”[67][67]

Dolayısıyla insanlara, ekinlere, meyvelere, sebzelere, davar ve sığırlara zarar veren böcek, kurt, haşere, sivrisinek, bit, kurt, domuz ve benzeri zararlılar öldürülebilir. Ancak bu hayvanların zararları başka türlü telafi edilebiliyorsa o zaman öldürülmez, öldürülmeleri caiz değildir.[70][70] Peygamberimiz de mesela evde bulunan ancak zarar vermeyen yılanların öldürülmesini yasaklamıştır.[71][71] Çünkü zararlı hayvanların zararından kurtulmak için öldürmek, başvurulacak en son çaredir. Eğer hayvanın öldürülmesinden başka çıkar yol yok ise, öldürmenin yakma, aç bırakma gibi vahşet olarak nitelendirilebilecek bir tarzda olmaması gerekir. Hayvanın vahşi veya evcil oluşu ona şiddet uygulanması veya zulmedilmesini mubah hale getirmez.

Zararsız hayvanları öldürmek, hele onlara zarar vermek ve eziyet etmek zulümdür. Yüce Allah, zulme asla razı olmaz. Islahı mümkün olan sokak köpeklerini vurmak veya zehirlemek doğru değildir. Bu hayvanlar bakım evlerine götürülebilir. Bu hayvanların fert ve toplumun sağlığını ve güvenliğini tehlikeye düşürecek derecede başıboş bırakılmaları da doğru değildir.

 

4. HAVYVAN BESLEME

İnsanlar; hayvanlar âlemi ile iç içe yaşar, onlardan bir kısmını eti, sütü, yumurtası, yünü ve gücü için besler. Bazen iç dünyasını, ilgi ve sevgisini tatmin etmek için hayvan besler. Mesela kuş, güvercin, balık, kedi ve köpek beslenmesi böyledir.

Sahabeden Ebû Hüreyre, çocukken evinde serçe ve kanarya cinsinden kuş beslemiştir.[72][72] Yalnızlıktan canı sıkılan bir sahabeye Peygamberimiz (s.a.s.), güvercin veya horoz beslemesini tavsiye etmiştir.[73][73]

İnsanlar; köpekleri genellikle avlanma, hayvan sürülerini koruma, bağ, bahçe ve ev bekçiliği yaptırma; kedileri özellikle köylerde fare ve benzeri zararlılara karıı korunma için besler. Mâide suresinin 4. ayetinde yetiştirilmiş / eğitilmiş avcı hayvanlardan ve onların insanlar için tuttuğu av hayvanlarının, bu hayvanların ava gönderilirken besmele çekildiği takdirde etinin helal olduğundan söz edilmektedir.[74][74] Dolayısıyla insanlar köpek ve benzeri avcı hayvan besleyebilirler. Av köpeği dışında ise sadece evi, bağı, bahçeyi ve tarlayı beklemesi ve sürüleri koruması için köpek besleyebilirler.[75][75]

Eti yenen her türlü hayvan beslenebilir. Eti yenmediği halde köpek ve atmaca gibi avcı ve bekçi hayvanları, kedi gibi süs hayvanları, at ve katır gibi gücünden yararlanılan hayvanlar beslenebilir, ancak domuz gibi etinin yenilmesi haram olan diğer hayvanların beslenmesi caiz değildir.

Her ne amaçla olursa olsun, beslenen hayvanlara iyi bakılması, yiyecek ve içeceğinin temin edilmesi, onlara eziyet edilmemesi, onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele edilmesi dinimizin genel prensibidir.

Hayvanların güreş, dövüş ve yarış gibi amaçlarla kullanılması, zevk için av yapılması da caiz değildir.

5. HAYVANLARIN ETİNDEN YARARLANMA

Biz insanlar, hayvanların en başta etinden ve sütünden yararlanırız. Etinden yararlanabilmemiz için evcil hayvanların usulüne uygun olarak besmele ile kesilmesi,[80][80] av hayvanlarının usulüne göre avlanması[81][81] gerekir.

Etinden yararlanmak için hayvan kesimini hayvan haklarını ihlal olarak değerlendirmek vakıaya ve fıtrata aykırı olduğunu gibi Kur’ân ve Sünnete de aykırıdır. Önemli olan bunların kesimi esnasında eziyet edilmemesidir. Konu ile ilgili Peygamberimizin hadisini yukarıda zikretmiştik.

İstisnaları dışında hayvanların etleri helal kılınmıştır:

“Okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar, ihramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla size helal kılındı.”[82][82]

“İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz.”[83][83]

“Ey Muhammed! Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin).”[84][84]

Mâide suresinin birinci ayetinde beyan edildiği gibi bazı hayvan etleri haram kılınmıştır. Genel olarak bunlar Mâide suresinin 3. ayetinde sayılmaktadır:

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar, Allah’a itaatten çıkmaktır.”

Bu ayetin dışında eti haram olanlar; Bakara suresinin 173. En’âm suresinin 145. ve Nahl suresinin 115. ayetlerinde bildirilmiştir. Eti yenen ve yenmeyen diğer hayvanlar bildirilmemiş sadece “tayyib / temiz” olanların helal, “habîs/pis”[85][85] olanların haram olduğu beyan edilmiştir.[86][86]

Sonuç olarak; Kur’ân’da pek çok ayette çeşitli bağlamlarda hayvanlardan söz edilmekte; hayvanların, insanlar için var edildiği ve hizmetine sunulduğu, hayvanların kendi lisanı halleriyle Allah’ı tespih ettikleri ve O’na dualarını bildikleri, her birinin birer ümmet olduğu, hayvanlarda insanlar için ibretler bulunduğu, insanların hayvanların etlerinden, sütlerinden, yünlerinden, derilerinden ve güçlerinden yararlandıkları, bunların birer nimet olduğu ve Allah’a şükrü gerektirdiği, insanın fıtratında hayvan sevgisinin bulunduğu bildirilmektedir.

Kur’ân’da, sadece domuz etinin haram olduğu beyan edilmekte, haram olan diğer hayvanlar hadislerde zikredilmektedir. Ayrıca hadislerde; çeşitli sebeplerle hayvan besleyen insanların; bu hayvanlara bakmakla, yiyecek ve içeceklerini vermekle yükümlü oldukları, onlara eziyet edemeyecekleri, şefkat ve merhametle muamele etmeleri gerektiği, hayvanlara zulmetmenin günah, onlara bakmanın sevap olduğu, mala, cana ve ürünlere zarar veren hayvanların öldürülebileceği, bunun dışında hayvanların öldürülemeyeceği bildirilmektedir.17.09.2005

Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Diyanet İşleri Başkanlığı 

 

[1][1] Lokman, 31/10; Şûrâ, 42/29; Câsiye, 45/4.

[2][2] Nûr, 24/45.

[3][3] Fâtır, 35/28.

[4][4] Mülk, 67/19.

[5][5] Nûr, 24/45.

[6][6] Şûrâ, 42/11.

[7][7] En’âm, 6/38.

[8][8] Lokman, 31/20.

[9][9] Câsiye, 45/13.

[10][10] Ra’d, 13/2; İbrâhim, 14/32-33; Nahl, 16/12, 14; Hac, 22/, 36, 37, 65; Ankebût, 29/61; Lokman, 31/20, 29; Fâtır, 35/13; Sâd, 38/36; Zümer, 39/5; Zuhruf, 43/13; Câsiye 45/12, 13.

[11][11] Yasin, 36/71–73.

[12][12] Nahl, 16/80.

[13][13] Müminûn, 23/21.

[14][14] Mümin, 40/79.

[15][15] bk. Mâide, 3.

[16][16] Hac,22/30.

[17][17] Nahl,16/5.   

[18][18] Nahl, 16/68-69.

[19][19] Nahl, 16/66; Hac, 22/36; Müminûn, 23/21.

[20][20] Nahl, 16/80; Hac, 22/36; Müminûn, 23/22; Yâsin, 36/72.

[21][21] Zümer, 39/6.

[22][22] Nahl,16/8.

[23][23] Hac,22/30.

[24][24] Mâide, 5/1; Hac, 22/28.

[25][25] En’âm, 6/143-145.

[26][26] Bakara, 2/260.

[27][27] Neml, 27/18.

[28][28] A’râf, 7/176.

[29][29] Ankebût, 27/41.

[30][30] Nahl, 16/8.

[31][31] Nahl, 16/68.

[32][32] Kureyş, 108/1.

[33][33] En’âm, 6/38.  

[34][34] Kehf, 18/22.

[35][35] Neml, 27/16-29.

[36][36] İsrâ, 17/44.

[37][37] Nûr, 24/41.

[38][38] Al-i İmrân, 3/14.

[39][39] En’âm, 6/12.

[40][40] Enbiyâ, 21/107.

[41][41] Buhârî, Edeb, 19; Tirmizi, Deavât, 107-108; Allah’ın merhameti için bk.Buhârî Edeb 18; Müslim, Tevbe 22

[42][42] Tirmizî, Birr, 16; Ebû Dâvûd, Edeb 58.

[43][43] Tirmizî, Birr, 16. 

[44][44] Müslim, Selam, 154; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16.

[45][45] Müslim, Selam, 153; Ebû Dâvûd, Edeb, 47.

[46][46] Müslim,Selam, 152; Enbiya, 54; bk. Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16:

[47][47] Müslim, Selam, 151.

[48][48] Nesâî, Dahâyâ, 42.

[49][49] Nesâî, Dahâyâ, 42.

[50][50] Nesâî, Dahâyâ, 41.

[51][51] Nesâî, Dahâyâ, 41.

[52][52] Nesâî, Dahâyâ, 41.

[53][53] Müslim, Libas, 107.

[54][54] Nesâî, Dahâyâ, 41.

[55][55] Ebû Dâvûd, Cihad, 47.

[56][56] Ebû Dâvûd, Cihad, 47.

[57][57] Müslim, Birr, 79; Ebû Dâvûd, Edeb, 10.

[58][58] Vâkıdî, II, 804.

[59][59] Ebû Dâvûd, Edeb, 176; Ahmed, I, 404.

[60][60] Müslim, Birr, 80.

[61][61] Şener, Mehmet, Hayvan, DİA, XVII; 93.

[62][62] Şener, Mehmet, Hayvan, DİA, XVII; 93.

[63][63] Müslim, Birr, 74. 

[64][64] Müslim, Sayd,57.

[65][65] Müslim, Selam, 144; Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 16.

[66][66] Müslim, Selam, 146–147; Tirmizî, Sayd, 13.

[67][67] Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, 1127.

[68][68] Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 16.

[69][69] Müslim, Selam,129

[70][70] Müslim, Selam, 130–136.

[71][71] Müslim, Selam,130.

[72][72] Buhârî, Ede,81,112; Müslim, Edeb, 30.

[73][73] Ahmed, VI, 112.

[74][74] bk Buhârî, Zebâih, 1–4; Nesâî, Sayd, 3.

[75][75] Tirmizî, Sayd, 16.

[76][76] Buhârî, Zebâih, 6.

[77][77] Buhârî, Zebâih, 92–93.

[78][78] Buhârî, Mağâzî, 9; Tirmizî, İstizan, 77.

[79][79] Tirmizî, Sayd, 16.

[80][80] En’âm, 6/118–121.

[81][81] Mâide, 5/4.

[82][82] Mâide, 5/1. 

[83][83] Mâide, 5/ 2.

[84][84] Mâide, 5/4.

[85][85] Helâlar ve haramlar konusunda “Günlük hayatımızda helâlar ve haramlar” bölümüne bak.

[86][86] A’râf, 7–157.

İslam’da Hayvan Hakları

islam06

İslâm, evrensel bir dindir. Dolayısıyla İslâm’ın “haklar” meselesine verdiği ehemmiyet ve bakış açısı, sadece insanları değil, bütün varlığı kuşatıcı mahiyettedir. Evet İslâm, bütün “haklar”ı koruma altına almıştır. Onun “haklar” mevzuundaki bu geniş perspektifinde hayvan hakları da önemli bir yer işgal eder.

İslâm’da hayvan hakları, İslâm ahlâkının en ilgi çeken konularındandır. Günümüz insanı için hayvan haklarından bahsetmek olağan konulardandır; bunun yadırganacak ve garipsenecek bir tarafı yoktur. Ancak bu konuyu, on dört asır önce, insanların bile haklarının çiğnendiği bir dönem ve çevrede düşünmek ve bu hakları layıkıyla uygulamaya çalışmak muhteşem bir şeydir.

Bu makalede, hayvan kelimesi kısaca açıklanıp, onların hakları, Kitap ve Sünnet bağlamında ele alınacaktır. Kur’ân-ı Kerîm’in mevzuyla alâkalı âyetleri ile Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) konuya dâir söz ve davranışlarından verilecek örnekler ışığında mevzu izah edilmeye çalışılacaktır.

Hayvan
Hayvan (veya hayavân) kelimesi Arapçadır, kelimenin çoğulu ise hayvanattır. Sözlükte: “canlı/his ve hareketleriyle diğer varlıklardan ayrılan her varlık/insan dışındaki canlı… vb.” mânâlara gelmektedir. Bu kelimeyle genel olarak ise, aklı olmayan ruh sahibi varlıklar kasdedilmektedir.

A. Kur’an-ı Kerîm’de hayvan
Kur’ân-ı Kerîm, hayvanların da insanlar gibi bir ümmet, bir topluluk olduğunu ifade eder: “Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve kanatlarıyla uçan bütün kuşlar da ancak sizin gibi birer ümmettir…”1 Allah (cc) bu âyette çok önemli bir gerçeğe dikkat çekmekte, hayvanların, kuşların, böceklerin ve bütün canlı varlıkların insanlar gibi bir topluluk olduklarını bildirmektedir. Dolayısıyla onların da insanlar gibi Allah’ın (cc) yaratıkları olduğu ve bu âlemde de insanlar gibi haklarının bulunduğu bildirilmiştir.

Allah (cc), Kur’ân-ı Kerîm’de bir taraftan göklerde ve yerde bulunan her şeyi insanların emrine verdiğini bildirirken2 diğer taraftan da yeryüzünü, bütün canlılar için yarattığını, dünyadaki her canlının onda hakkının bulunduğunu vurgular. Rahmân Sûresi 10. âyette şöyle buyrulur: “Yeri de bütün mahlûkat için hazırlamıştır.” Âyetin metninde geçen “el-en’âm” kelimesiyle bütün yaratıklar kastedilmiştir. Yine Kur’ân-ı Kerîm’de bir sûre adı olan el- En’âm (الانعام) da, dar mânâda evcil hayvanlar anlamında olmakla birlikte, o kelimenin zikredilmesiyle mahlûkat (bütün yaratıklar) kastedilmiştir.3 Âyette bu kelimenin tercih edilmesi de üzerinde düşünülmeye değer edebî bir özellik taşımaktadır, mânevî hikmetler vardır; çünkü insanlarla sürekli birlikte bulunan ve haklarına en fazla riayet edilmesi gereken bu hayvanlardır.

Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerîm’in altı sûresi de hayvan adını taşımaktadır. Bunlar: Bakara (sığır, inek), En’âm (evcil hayvanlar), Nahl (bal arısı), Neml (karınca), Ankebût (örümcek) ve Fîl (fil) sûreleridir. Bu da Kur’ân’ın, dolayısıyla İslâm’ın hayvanlara verdiği önemin diğer bir göstergesidir.

İslâm bütün kâinata olduğu gibi hayvanlar âlemine de, Yaratıcı’nın büyüklüğünü gösteren ve O’nun kudretine tanıklık eden varlıklar olarak bakar. İnsanların kendilerine bahşedilen bu İlâhî nimetin kıymetini bilip onu verenin kudret ve azametini anlamalarını ister. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Bakmazlar mı deveye, nasıl yaratılmış?!”4 Bu âyetin ilk muhataplarının Araplar olduğu, Arapların da uçsuz bucaksız çöllerde en vefakâr ve en güvenilir yoldaşlarının -günlerce aç ve susuz bir şekilde o çöllerde seyahat etme gücüne sahip tek hayvan olan ve bu sebeple de “çöl gemisi” adını alan- deve olduğu düşünülürse, bu hitabın muhteşemliği anlaşır.

İslâm hukukçuları ve Kur’ân yorumcuları bu âyet-i kerîmelerden birçok hüküm ve işaret çıkarmışlar ve Allah Teâlâ’nın bu âyetlerde, hayvanlara özen göstermenin, onları korumanın ve onlara şefkatle muamele etmenin önemine dikkat çektiğine işaret etmişlerdir ki, bütün bunlar, hayvanlara karşı şefkatli ve merhametli olmayı ve onlara iyi davranmayı gerektirir. Bu âyetlerde bazı hayvanların adlarının zikredilmiş olması, diğer hayvanların böyle olmadığı mânâsına gelmez. Burada bazı hayvanlar örnek olarak zikredilmiştir, yoksa âyetlerde dile getirilen hususlar sadece bu hayvanlara özgü değildir. Sûrenin sekizinci âyetindeki: “Bilmediğiniz nicelerini de yaratmaktadır.”5 buyruğu da bunu göstermektedir. Aynı sûrenin 60. ve 80. âyetlerinde de insan hayatı için hayvanların önemine dikkat çekilmekle birlikte, asıl maksadın, bütün bunların düşünülüp incelenerek ibret alınması gereken önemli birer İlâhî gösterge olduğu bildirilmektir.

B. Hadîs-i Şerîflerde hayvan
Hz. Peygamber’in (sas) hadîslerinde de hayvanların korunması, gözetimi, bakımı-beslenmesi ve onlara eziyet edilmemesi hususunda çok sayıda örnek vardır. Meselâ, Ebû Davûd ve Tirmîzî’nin naklettiklerine göre, Hz. Peygamber (sas), köpeklerin öldürülmesine razı olmamış, onların da bir ümmet olduklarını vurgulamış,6 Araplarda âdet olan kuş, tavuk vb. hayvanların hedef olarak kullanılmasını da yasaklamıştır. Hattâ bu iş, atıcılığı öğrenmek için olsa da, buna izin vermemiştir.

Müslim’in Said b. Cübeyr’den yaptığı bir rivayet şöyledir: “İbn Ömer, Kureyş kabilesinden birtakım gençlere rastladı, (onlar) bir kuşu hedefe koymuşlar ve ona atış yapıyorlardı. Kuşun sahibine de boşa attıkları her ok başına ücret ödüyorlardı. İbn Ömer’in geldiğini görünce dağıldılar. İbn Ömer bu manzarayı görünce şöyle dedi: ‘Kim yaptı bunu? Bunu yapana Allah lânet etsin! Şunu kesin olarak biliniz ki; Allah’ın elçisi, ruh/can sahibi bir şeyi hedef edinip ona atış yapana lânet etmiştir.'”

Hayvanların hayat haklarına saygı duymamak en büyük günahlardandır. Bu, insanın ebedî hayatında Cehennem’e atılma sebebidir.

Buhârî’nin İbn Ömer’den rivayet ettiği bir hadîste Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur:

“Bir kadın bir kedi yüzünden Cehennem’e girmeyi hak etmiştir. Şöyle ki, kediyi hapsedip bağlayarak ona yemek yedirmedi ve (onun) yerin haşerelerinden de yemesine izin vermedi.”

Hayvana karşı acımasızlık, sadece hayvanı öldürmekle yahut onun ölümüne sebep olmakla sınırlı değildir. İslâm, hayvana karşı yapılacak hiçbir eziyeti kabul etmez. Hayvanı aç bırakmamayı da emreder:

Ebû Dâvûd ve İbn Huzeyme’nin Sehl b. el-Hanzaliyye’den rivayet ettikleri bir hadîs şöyledir: Peygamber (sas) zayıflıktan (açlıktan) karnı sırtına yapışmış bir deveye rastladı ve şöyle dedi: “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Onlara uygun şekilde binin ve onlardan uygun şekilde yiyin.”

İslâm, hayvanların bulaşıcı hastalıklardan korunma hakkını da kabul edip “hastalıklı hayvanları kesinlikle sağlıklı hayvanların yanına götürmeyi” yasaklamıştır.

İslâm her durumda hayvanlara acımayı, merhameti ve onlara eziyet etmemeyi emretmiştir. Hz. Peygamber (sas): “Merhamet etmeyene/acımayana merhamet edilmez.” buyurmuştur. Hz. Peygamber, bir deveye binen eşi Hz. Âişe’ye hayvana şefkat ve merhametle davranmasını tavsiye etmiştir.7 Sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir.8 Hayvanlar arasında güreş, dövüş tertip edilmesini yasaklamıştır…

İslâm, hayvanı kesmeye götürürken bile ona şefkatle davranılmasını emretmiş, hayvana eziyet edilmesini yasaklamıştır. İster bu eziyet, kesim yerine götürürken yapılacak fizikî eziyet olsun, isterse kesim esnasında, bıçağı göstermek vb. gibi psikolojik olsun, kesin olarak yasaktır. Müslim, Ebu Dâvûd ve Tirmîzî Şeddâd b. Evs’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Peygamber’den (sas) ezberlediğim iki şey vardır. O şöyle buyurdu: Allah her şeyde ihsanı (yani onu en iyi, en güzel şekilde, Allah’ı görüyormuşçasına yapmayı) farz kılmıştır… Sizden hayvanını kesecek olan kişi bıçağını önceden iyice bilesin ve kestiği hayvana eziyet çektirmesin!”9 Hz. Peygamber (sas) bir defasında da hayvanını kesmek için yatırdıktan sonra gözünün önünde bıçağını bileyen bir adamı: “Bıçağını hayvanı yatırmadan önce bileyemez miydin? Zavallı hayvanı iki defa mı öldürmek istiyorsun!” diye azarlamıştır.10

İslâm, hayvan haklarını koruyup gözetmeyi, Allah’a itaatin bir ifadesi ve ebedî saadetin kazanılmasının bir teminatı olarak görür. Bunu teyit eden çok sayıda dinî delil vardır. Meselâ: Buhârî ve Müslim’in Ebû Hüreyre’den rivayet ettikleri bir hadîste Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “Bir adam yolda giderken çok susadı. Hemen bulduğu bir kuyuya indi ve oradan su içti. Sonra kuyudan çıktı bir de ne görsün, kuyunun başına gelmiş bir köpek orada soluyor ve susuzluktan ağzını toprağa sürtüp nemli toprağı yalıyordu. Onu görünce kendi kendine dedi ki, bu köpek de benim gibi çok susamıştır. Hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu. Sonra ayakkabısını ağzıyla tutarak kuyudan yukarı çıktı ve çıkardığı suyu o köpeğe içirdi. Bundan dolayı Allah o kulundan memnun oldu ve onu mükâfatlandırdı ve onun günahlarını bağışladı.”

Arkadaşları dediler ki: “Ey Allah’ın elçisi, bize hayvanlara yaptığımız iyilikten dolayı da sevap mı var?!” Peygamber (sas): “Evet, can sahibi her varlığa yapılan iyiliğe sevap vardır.” dedi.11

Bu hadîste dikkati çeken bir husus da şudur. Burada bahsi geçen köpek, sahipsiz, başıboş bir köpektir. Örnek verilen adamın acıma duygusu onu, o zavallı köpeğe yardım etmeye yöneltmiş, onu o zor durumdan kurtarmak istemiş, o dilsiz hayvanı içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak için gayret sarf etmiş ve onu susuzluk acısından kurtarmıştır. Bu da kolay olmamıştır. Zorlukla çıktığı kuyuya tekrar inmiş, ayakkabısını suyla doldurmuş, ağzıyla tutmuş, kuyunun başında bekleyen o köpeğe su içirmek için ayakkabısını ağzıyla çıkarmıştır. Bu yaptığından dolayı Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış ve onun tarafından günahları bağışlanmıştır.

İslâm, hayvana acı ve eziyet veren her şeyi yasaklamıştır. Hz. Peygamber (sas) hayvanların ateşle dağlanmasını yasaklamış ve bunu yapanlara -kendisine zulmedenlere karşı bile hiç yapmadığı bir şey olduğu hâlde- lânet okumuştur. İbn Hibbân Sahîh’inde Câbir’den şunu rivayet eder: Hz. Peygamber (sas) yüzü ateşle dağlanmış bir eşeğe rastladı ve: “Onu dağlayana Allah lânet etsin!” buyurdu.12

Efendimiz (sas), hayvanlara ağır yük yüklenmesini yasaklamış, ona gücünün üstünde yük yüklemesinden dolayı sahibinin kıyamet günü sorguya çekileceğini bildirmiş, binek hayvanlarının sırtında uzun süre oturmayı, onları sandalyeler gibi kullanmayı da yasaklamış ve: “Hayvanlara usulüne uygun olarak binin ve onları usulüne uygun olarak rahat bırakın. Onları yollarda ve sokaklarda konuşmanız için oturduğunuz sandalyeler gibi kullanmayın. Biliniz ki nice binekler vardır ki bineninden daha hayırlıdır ve Allah Teâlâ’yı ondan daha fazla zikreder!” buyurmuştur.

Kâinatta bulunan her şeyin Yüce Yaratıcı tarafından insanın emrine verildiğini açıklayan Kur’ân-ı Kerîm, varlık âleminin korunmasını da ondan istemiş; karada ve denizde bozulmanın insanın kendi elleriyle yapacakları yüzünden olacağını bildirmiştir.13 Bu sebeple İslâm, yeryüzünü ifsat etmeyi, yani tabiatı bozmayı yasaklamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de: “hayata elverişli olarak yaratıldıktan sonra yeryüzündeki tabiî dengeyi bozmayın.”14 buyurulmaktadır. Tabiî dengeyi bozma kapsamına giren hususlardan en önemlisi suların, bitkilerin, havanın ve toprağın kirletilmesidir. İslâm bunu kesinlikle yasaklamıştır. Şüphesiz bununla bütün canlıları her türlü kirlilikten korumaktadır ki, bu da canlı cansız kâinatta bulunan her varlığın hakkıdır. Herkesin hakkını gözetmek ve herkese hakkını vermek ise Müslüman’ın üzerine farzdır.

Ahmed ve Ebû Dâvûd, Abdullah b. Ca’fer’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Bir gün Allah’ın elçisi beni yanına aldı. Ensar’dan bir adamın bahçesine gittik. Orada bir deveyle karşılaştık. Deve, Allah’ın elçisini görünce inledi ve gözlerinden yaşlar boşandı. Hz. Peygamber (sas) devenin yanına gidip onun kulak dibini okşadı ve deve sustu. Hz. Peygamber: “Bu devenin sahibi kim? Kimin bu deve?” diye sordu. Ensar’dan bir genç geldi ve: “Benim Ey Allah’ın elçisi!” dedi. Hz. Peygamber: “Allah’ın seni sahibi kıldığı bu deve hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Bak bu deve: Senin onu aç bıraktığını ve yorduğunu bana şikâyet ediyor.” dedi.15
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (sas), devesine acımayan o gence, yapmış olduğu bu muamelenin ahirette onu çok zor durumda bırakacağını, onun anlayacağı ve unutmayacağı etkili bir üslûpla anlatmıştır.

Cahiliye devri Arapları, yemek için canlı develerin sırtını ve koyunların kuyruğunu keserlerdi. Hz. Peygamber (sas) bunun önüne geçmek için bu kısımlardan faydalanmayı yasaklamış: “Hayvan canlı olduğu hâlde ondan kesilen her parça, leş hükmündedir. Haramdır, yenilmez!” buyurmuştur.16

İslâm, hayvana sövmeyi ve lânet okumayı da yasaklamıştır. Müslim’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sas) bir seferde iken, bindiği devesine lânet okuyan bir kadın görmüş ve: “Onu devenin üzerinden alınız ve deveyi salınız; çünkü onun kendisi lânetliktir.” buyurmuştur.17 Bu hâdise, hayvanın sövülmekten ve lânet edilmekten korunma hakkının da olduğunu göstermektedir.

Ebu Dâvud ve İbn Hibbân’ın rivayet ettikleri bir hadîste Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır: “Horoza sövmeyiniz, zîrâ o, namaz için uyandırıyor.”18 İbn Hibbân rivayetinde “… Namaza çağırıyor.” şeklindedir.19

C. Hz. Peygamber’in ashabının ve İslâm büyüklerinin hayvanlara muamelelerinden örnekler
İmam Malik şu hâdiseyi nakletmiştir: “Ömer b. el-Hattab kerpiç yüklü bir eşeğe rastladı. Üzerinde bulunan kerpiçlerden ikisini alıp yere koydu. Eşeğin sahibi olan kadın geldi. Bunu görünce -kızarak- Ömer’e: Sana ne benim eşeğimden? Buna da mı yetkin var? diye çıkıştı. Hz. Ömer: “Evet, şayet Irak’ta bir katırın yolda ayağı kaysa, onun yolunu niye hazırlamadın, diye kesinlikle Ömer’den sorulacaktır.” dedi.

Yine Hz. Ömer’in, devesine gücünün üzerinde yük yükleyen bir kişiyi cezalandırdığı, bir devenin palan sürtmesinden dolayı oluşan yarasını okşayıp: “Senin başına gelen şeyden dolayı da sorguya çekilmekten korkarım.” dediği de rivayet edilmiştir.20

Ebu’d-Derdâ’nın ölmek üzere olan devesine şöyle seslendiği söylenmektedir: “Ey deve! Rabb’inin huzurunda sakın benden davacı olma; çünkü ben sana gücünün üstünde hiçbir şey yüklemedim.”21

Adiyy b. Hâtim karıncalara ekmek ufalayıp, şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Onlar bizim komşularımızdır. Üzerimizde hakları vardır.”22

Ömer b. Abdülaziz’in de hayvanlara ağır gem ve koşum takımı vurulmaması, nodulla dürtülmemesi, develere 600 rıtıldan (yaklaşık 230 kg) fazla yük yüklenmemesi hususunda görevlilere talimat gönderdiği rivayet edilir.23

Ömer b. Abdülaziz, gönderdiği mektuplardan birinde valilerine atın boş yere koşturulup, eziyete maruz bırakılmasını önlemelerini hatırlatmıştır.

Yol güvenliğini sağlayan yetkililere, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altlarında demir bulunan yularlarla onlara eziyet edenlere izin vermemelerini emretmiştir.

Devrin zabıta memurlarının görevlilerinden biri de, insanların hayvanlara güçlerinin üstünde yük taşıtmalarına, hayvanların seyir hâlinde işkence ve dövme gibi fiillere maruz kalmalarına engel olmalarıydı. Bu davranışı yapanlara ceza veriyorlardı.24

İmam Ebû İshâk eş-Şirâzî, bazı dostlarıyla bir yolda yürürken karşılarına çıkan köpeğin, sahibi tarafından kovulması üzerine, köpeğin sahibine: “Yolun bizimle onun arasında ortak olduğunu bilmiyor musun!” demiştir.25

İslâm’ın hüküm ferma olduğu coğrafyalarda kurulan sosyal müesseselerde de hayvanların özel bir yeri vardır. Eski vakıf kayıtlarında hasta hayvanların tedavisine ayrılmış özel vakıflar bulunmaktadır, yine yaşlı ve çalışmaktan âciz hayvanların serbestçe otlamaları için vakıf arazileri tahsis edilmiştir. Medeniyet tarihimizde, yaşlanmış, çalışamaz hâle gelmiş ve sahipleri tarafından terk edilmiş atlar için vakıflar vardır, sözkonusu hayvanlar ölünceye kadar oralarda otlarlardı. Yine kediler için kurulmuş vakıflar vardı.26 Oralarda sabah akşam kedilere yiyecek hazırlanırdı.

Osmanlılar döneminde de sahipsiz hayvanların bakım ve korumasının devlet tarafından sağlandığı, bu maksatla vakıflar kurulduğu bilinmektedir. Hayvan haklarına dâir hukukî normlar, Osmanlı Kanunnamelerinde ilk dönemlerden beri yer almıştır. Meselâ, İkinci Bayezid devrinde hazırlanan 1502 tarihli İstanbul Belediye Kanunnamesi’nde şöyle denmektedir: “…Ve ayağı yaramaz bârgiri (beygiri) işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük vurmayalar; zîrâ dilsüz canavar (canlı)dır. Her kangısında eksük bulunursa, sahibine tamam ettüre. Etmeyenin ve eylemeyenin gereği gibi hakkından gele.” “Filcümle (kısaca) bu zikrolunanlardan gayrı (başka) her ne kim Allah Teâlâ yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip (zabıta) görüp gözetse gerektir, şer’î (dinî, yasal) hükmü vardır.”27 denmektedir.

İslâm literatüründe “Hayatu’l-hayevân = hayvanların hayatı” adıyla yazılmış birçok eser vardır. Bu da hayvanlara verilen önemin ayrı bir göstergesidir. Hayvan isimlerini ihtiva eden sözlük yazımları Hicrî 2 ve 3. (m. 8. ve 9) asırlarda yapılmıştır.28

Burada şunu da belirtmekte fayda vardır. İslâm’ın hayvanlara ve onların haklarına verdiği önemden bahsederken, dikkat çekilmesi gereken hususlardan birisi de, insanın bu canlılarla münasebetinin keyfiyetidir. Allah (cc), hayvanları yaratılıştan insanın menfaatine amade kılıp, hizmetine verince, onun hayvanlara ilgisinin sınırlarını da çizmiş ve onlara nasıl davranılması gerektiğini belirtmiştir. Bütün bunlarda, hayvanların insanın emrine verilmiş birer emanet olduğu, emanetin gereği olarak korunup gözetilmesi, bir prensip olarak hayvanların yaratılışlarına uygun şekilde muamele görmesi hususu dikkatlerden kaçmamaktadır. Tabii olarak bir hayvana karşı yapılacak en güzel muameleyle onlara muamele edilmelidir. Dolayısıyla İslâm, bir taraftan hayvana eziyet vermeyi ve ona gücünün üstünde yük yüklemeyi yasaklarken, diğer taraftan da hayvanı tabii değerinin üstüne çıkarmayı, insanlar tarafından hizmet edilen bir varlık (çoğu kerelerde tapılan bir mâbud) derecesine yükseltmeyi de kabul etmez.

İslâm -bütün işlerde olduğu gibi- bu konuda da orta yolu izler. Allah (cc), Müslüman’a, hayvanı, Kendi katından bir lütuf olmak üzere insanın hizmetine verdiğini öğretir. Müslüman onu hayatın gerekleri için, Rabbi’nin rızasına uygun olarak kullanır.

Ayrıca İslâm, Müslüman’ın dikkatini şu hususlara da çeker: Hayvana azap ve işkence, onu hakkından mahrum etme, korkutup ürkütme ve zor işlerde yorma, ahirette azaba müstahak eden davranışlar olduğu gibi, hayvana merhamet etmek ve şefkatle davranmak da bir tür ibadet ve Allah’a yakınlıktır.

İslâm hukukçuları, insanı sahibi bulunduğu hayvanın bakımından sorumlu tutup, bu konuda kusuru görülenlerin ikaz edileceğini, bunun etkili olmaması hâlinde kişinin hayvanı satmaya veya -eziyet çekmemesi için- eti yenen türden ise kesmeye zorlanacağını söylerler. Hayvanın verimini kaybetmesi hâlinde de aynı hüküm geçerli sayılmış; hayvan, eti yenmeyen türden ise, sırf bu sebeple itlâfı caiz görülmeyip sahibinin ona bakmakla yükümlü bulunduğu vurgulanmıştır. Sahibi belli olan, ancak sahibine ulaşılamayan bir hayvanın bakımı devlet tarafından sağlanır ve yapılan harcamalar sahibinden alınır. Sahipsiz ve güç durumda kalmış hayvanların bakımı ve beslenmesi için vakıflar kurulması ve bütün bunların o vakıflar sayesinde sağlanması gerekir.29

İslâm ahlâkıyla ilgili eserlerde hayvan hakları, bütün mahlûkata şefkat ve merhamet bağlamında ele alınmış, onlara karşı eziyet ve kötü muamele insanın hayvanlar üzerindeki hakkını kötüye kullanması ve insanlık mertebesinden çıkışı olarak değerlendirilmiştir. Meselâ, A. Hamdi Akseki: “… Hayvanata karşı her türlü kaba muameleyi irtikâp edenler, mertebe-i insaniyetten sukut etmiş sayılırlar. Müslümanlık sadece insanların değil hayvanların da hukukuna riayeti âmirdir…”30 demektedir.

Abdurrahman Şeref de İlm-i Ahlâk adlı eserinde bu konuya yer verir ve insanın, hayvanlar üzerindeki hakkını iki sebepten dolayı kötüye kullanamayacağını söyler:

“Birinci olarak: Hayvanlar, ruh ve his sahibi olup muameleden etkilenirler, keyif ve acı duyarlar. Hattâ bazılarının yaratılış tarzları itibariyle insan ile arasında karşılıklı bir ilişki bile görülür.

İkinci olarak: İnsanlık vakarı hayvan hakkında kötü muameleyi caiz görmez. Durduk yerde bir hayvana eziyet etmek ve onu bağırtmak, tabiatı kabalığa ve zulme alıştırmak ve insanlık mertebesinden hayvanlık derecesine düşmektir. İnsanın diğer yaratıklar üzerine olan üstünlüğü ancak insan olma özelliğinden dolayı olduğundan, o özelliği kaybetmemelidir. Ve bir de hayvanlara eziyet etmekle insan, güzellik nezaketini ve vicdanî duygularını azaltır. Beyit:

Meyâzâr mûrî ki dâne keşest
Ki cân dâred u cân-ı şîrîn hôşest
(Dane toplayan bir karıncayı dahi incitme;
Zîrâ can sahibidir ve tatlı can güzeldir.)”31

Netice
İslâm’da hayvan hakları tâ baştan beri kabul edilmiş ve bu haklara saygı Müslümanlara farz kılınmıştır. Hayvanları insanların hizmetine veren ve çeşitli şekillerde onlardan faydalanılmasını helâl kılan Allah Teâlâ, bunu insanların insafına bırakmamış, hayvanların da insanlar gibi birer canlı olduklarını ve onların da haklarının olduğunu belirtmiş, insandan bu haklara saygı göstererek, hayvanlara şefkat ve merhametle muamele etmesini emretmiştir.

İslâm bütün canlılara insanlar gibi bir ümmet, bir topluluk gözüyle bakar. Konum ve görevlerinin farklılığını kabul etmekle birlikte, insan topluluklarının hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları hakların, diğer canlılar için de sağlanmasını emreder ve bunu insanların sorumluluğuna verir…

* Marmara Üniv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi
huseyin.elmali@yeniumit.com.tr

Dipnotlar
1 En’âm Sûresi, (6), 38.
2 İbrahim Sûresi, 32,33; Nahl Sûresi, 12; Câsiye Sûresi, 13.
3 Edebî ifadeyle zikru’l-cüz ve irâdetü’l-küll = parçayı zikrederek bütün kasdetme vardır.
4 Gâşiye Sûresi, (88), 17.
5 Nahl Sûreri, (16), 8.
6 Yusuf el-Kardâvî, İslâm’da Helâl ve Haram, (çev. Mustafa Varlı) s. 132.
7 Müslim, “birr”, 79; Ebû Davûd, “edeb”, 10.
8 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/484; Abdulhay el-Kettânî, II, 369’dan…
9 Müslim, sayd 57; Tirmizî, diyât 14; Ebû Dâvûd, edâhî 111.
10 Abdürrezzak, el-Musannef, 4/493; Hâkim, el-Müstedrek, 4/257, 260; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 9/280.
11 Buhârî, Müsâkât 9, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153.
12 Müslim, Libâs 107. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 52.
13 Rûm Suresi, (30),41.
14 A’râf Sûresi, (7),56.
15 Ebû Dâvûd, Cihâd 44.
16 Yusuf el-Kardavî, a.g.e., s. 69.
17 Müslim, Birr 80, 81.
18 Ebû Dâvûd, Edeb 115. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 115; V, 193.
19 İbn Hibbân, es-Sahih, 13/37.
20 Nazmî Halil el-‘Âtâ, internetten.
21 Mutafa es-Sibâ’î , Min revâi’-i hadarâtinâ, s. 113.
22 Mutafa es-Sibâ’î , Min revâi’-i hadarâtinâ, s. 113.
23 Mehmet Şener, DİA, XVII, 93.
24 Mutafa es-Sibâ’î , Min revâi’-i hadarâtinâ, s. 112.
25 Mutafa es-Sibâ’î, Min revâi’-i hadarâtinâ, s. 113.
26 Mutafa es-Sibâ’î, a.g.e., s. 113.
27 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri Ve Hukuki Tahlilleri, İstanbul 1999, II, 296-297.
28 Mehmet Bayraktar, DİA, XVII, 86.
29 İslâm Hukukunda hayvanlarla ilgili konular, hayvan hakları başlığından başka şu başlıklar altında da ele alınmıştır: 1.Hayvanların Evde beslenmesi, Satışı ve Kiralanması. 2. Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar. 3. Hayvanların Kesimi. (Bu konu şu alt başlıklarla ele alınmaktadır: a. Hayvanı Kesenin Niteliği. b. Kesimde Kullanılan Alet. c. Besmele Çekmek. d. Kesimin Yapılışı. e. Sünnete Göre Kesim Şekli. f. Kesilen Hayvanın Yenmeyen Kısımları. g. Kesilen Hayvandan Çıkan Yavru.) 4. Diğer Fıkhî (hukukî) Hükümler. (Bkz., Mehmet Şener, Hayvan, DİA, XVII, 93-98)
30 A. Hamdi Akseki, Ahlâk Dersleri, s. 267-268.
31 Abdurahman Şeref, a.g.e., s. 138, Dersaadet 1328

İslamiyet Ve Hayvan Hakları

islam05

İnsanlığın örnek alacağı tek sevgili, güzel Peygamberimiz
(sav),”..Hayvanların yavrularını bile düşünmüştür. Şefkatli ve merhametli davranılmasını, bakımının iyi yapılmasını, aşağılanmamasını emretmiştir. Keçi sağan bir adama, yavru için süt artırmasını söylemiştir. Kuş yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavruların alınmasını yasaklamıştır. Sırf zevk ve eğlence maksadıyla yapılan avcılığı hoş görmemiştir…” (1)

Hz. Peygamber (sav). “Haksız yere bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.” (2)

Enes ibn Malik bir mahallede, bir topluluğun, canlı bir tavuğu hedef alarak dikip ona attıklarını görmüş, demiş ki: “Allah’ın elçisi (sav) canlı hayvanın hedef yapılmasını yasaklı.”(3)

Hz.Ömer’in oğlu Abdullah Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini nakleder: “Bir kadın, açlıktan ölen bir kedi yüzünden azap edildi. Bu yüzden cehenneme girdi. Allah onu şöyle azarladı: “Sen onu yedirmedin, sulamadın, yer yüzünde nasibini arayıp bulması için onu serbest de bırakmadın.”(4)

Fahişe bir kadın, susuzluktan nerdeyse ölecek olan bir köpeğin bir kuyunun başında dolanıp durduğunu gördü. Pabucunu çıkarıp örtüsünü urgan yaparak, pabucuna bağladı. Onunla kuyudan su çıkarıp köpeği suladı. O yüzden affedildi.” (5)

Genç bir hanım, üzerinde Müslümanların bir takım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyorken, Nebi (sav)’i görüverdi. Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi. Kadın:”Deeh, Allah’ım bu hayvana lanet et! Deyip hayvanı sürmeye çalıştı.S.A.V:

-Lanetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın! Buyurdu.

(Bunun anlamı, Müslüman toplumda lanete uğramış insan ve hayvan bulunmamalı demektir…Efendimiz (sav)’in bu uygulaması devenin sahibesine yöneliktir. “lanet ettiğin hayvanı kullanma hakkını kaybedersin” demektir.. Hayvanlara “lanet olası” denilmesine bile müsaade etmeyen bir peygamber (sav)den, çağdaş hayvan severlerin haberi var mı acaba?..(6)

Enes b. Malik: “Biz bir yerde konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan Allah’ı tesbih ve ibadete koyulmazdık. (Ebu Davut.Cihat:44) (7)

Peygamber (sav) hayvanları dövüştürmek maksadıyla onları tahrik etmeyi yasaklamıştır.(8)

S.A.V. yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine “Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lanet etsin.”(Müslim.Libas.107) (9)

Hz. Ali, ganimet verilen iki deveden birini Hz.Hamza’ya, diğerini de Hz.Fatıma’ya hediye eder. Hz.Hamza, Fatıma’nın devesine öfke ile bir tekme atar. Deve yaralanır. Hz. Ali olayı S.A.V ‘e anlatır…Hz.Hamza şehit edildiği zaman yetmiş parçaya ayrılmıştır. Efendimiz (sav) ”Belkemiğim kırıldı” buyurmuştur. Ve mübarek ağzından o esnada şu kelimeler dökülür: “Keşke Fatıma’nın devesine tekme vurmasaydı.” (10)

“II. Bayezıd devrinde hazırlanan 1502 tarihli “İstanbul Belediye Kanunnamesi”ndeki şu hükmü beraber mütalaa edelim:

*…Ayağı yaramaz bargiri işletmeyeler.

*…Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler.

*…Ağır yük urmayalar.

*…Her kangısında eksük bulunursa, sahibine tamam ettüre.

*…Her ne kim Allahü Teala yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip görüp gözetse gerektir. Şer’i hükmü vardır.”(11)

Sultan III. Murad 1586 yılında sakat ve zayıf hayvanlarla yük taşımayı suç saymıştır.(12)

“Ya Rasulallah! Hayvanlara yapılan iyilik için de sevap var mıdır? Diye sordular.Peygamberimiz (sav):

-Her canlı için yapılan iyiliğin mükafatı vardır. buyurdu.”

Efendimiz (sav) hayvanların incinmemesi için, hayvan sağanlardan tırnaklarını kesmelerini emretti.

Peygamberimiz (sav) kendisini görünce inleyen bir devenin yanına varıp başını okşadıktan sonra deve sahibine dönerek:
– Bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu
aç bıraktığından ve çok yorduğundan şikayet etti, diyerek uyardı.(13)

Mekke’nin fethinde ordusuyla Mekke’ye doğru ilerlerken yol

kenarında yavrularını emziren ve onları korumak için havlayan bir köpek gören Efendimiz (sav) askerlerin köpeğe ve yavrularına herhangi bir zarar vermesini önlemek amacı ile önlem alır. Cuayl b. Süraka adlı sahabiye, köpeğin karşısında durmasını emreder.(14)

“Ünlü sufi Ali el-havvas (ö.1532 ) sık sık köpeklerin yalaklarını kontrol eder, sürekli yanında taşıdığı yiyeceklerden bu yalakları doldururdu. Ebudderda ölen devesinin başında ağlayarak şöyle seslenebilmiştir: “ey demun! Rabbim katında benden davacı olma. Bilirsin ki, ben sana gücünün üstünde yük yüklememeye hep özen gösterdim.(15)

Sırtı karnına yapışmış bir devenin yanından geçerken Peygamber(sav) şöyle buyurdu: “Bu dilsiz hayvanların hakkında Allah’tan korkun! Onlara besili olarak binin ve etini de besili olarak yiyin.” (16)

Şah-ı Nakşbend k.s. “Hizmet ettiğim, yarasını, beresini tedavi ettiğim bir köpek, sırtını yere koydu. Dört ayağını da yukarı kaldırıp yüzünü semaya çevirerek öyle bir niyazda bulundu ki ben de ellerimi kaldırıp amin dedim. İşte ne olduysa o anda oldu” buyurur.(17)

Şimdi nakledeceğimiz olaylar aklı durduracak, hayretlerde bırakacak ihtişamda.Bunu ancak Müslümanım diyen kişilerde görebiliriz desek büyük bir iddia olmaz Daha DDT icat edilmemiş. İşte o devirlerde, eski İstanbul’un ahşap evlerinde çok bulunan tahta kurularının yakalandığında öldürülmeyip su dolu bir tasın ortasına bir taş yerleştirilip sabaha kadar yakalanan tahta kurularının o taşın üstüne toplanıp sabahleyin de bahçeye bırakıldığını (Her terörist müslümandır diyen et ve kireç kafalılara) bangır- bangır bağırmak isterim. (18)

Bayezid-i Bestami,yolculuk esnasında bir ağacın altında mola verip, daha sonra yollarına devam ettiler. Yolda torbaların üzerinde, dinlendikleri yerden geçen birkaç karıncanın gezindiklerini görürler. Onları yurtlarından ayırmamak için geri dönerler. Dinlendikleri yere gelerek, karıncaları eski yerlerine bırakırlar (Şimdi böyle bir olmaz ya, olmaya kalksa adama deli derler) (19)

Hazreti Ömer,bir devenin, palan sürtmesinden meydana gelen yarasına elini sürüp, “Senin başına gelen şeyden de sorguya çekilmekten korkarım” demiştir.(20)

Emekli prof. Tabip Albay Nevzat TARHAN diyor ki: “Mübadele olduğu zaman bazı Rum’lar Yunanistan’a giderken kedilerini de götürmek istiyor; ancak kediler onlarla birlikte gelmiyor. Çünkü, kedilerin toprağa yönelik duyguları vardır. Kedi sadakati, köpek sadakati ve insan sadakati vardır. Kediler toprağa, köpek insana, insan ise fikirlere bağlanır.”(21)

“İslam tasavvufunda mümkün olduğu kadar hayvan öldürmekten uzak durulur, hatta aşırı derecede et düşkünlüğü de mekruh sayılır.”(22)

Hz. Ali k.v. halife olduktan sonra ilk hutbesinin bir bölümünde :“..Ahiret hayatı insanları beklemektedir. Allah’ın kullarının ve yeryüzünün haklarını yerine getirme hususunda daima Allah’tan korkun! Hayvanlar ve yeryüzü hakkında da sorguya çekileceksiniz…”(23)

“Çağdaş sufi olan Kenan Rifai, arabasının atını acımasızca döven bir adama sokak ortasında şöyle haykırabilmiştir: “vurma oğlum vurma! Sen ona vurdukça ben acısını kendi vücudumda duyuyorum.” Varlıkla birlik sırrını gerçekleştirmiş bir ruh böyle davranmanın Yaratıcı’nın hoşnutluğuna giden en kestirme yol olduğunu bilir. (24)

Hz.Abbas’ın oğlu anlatıyor: “Allah Rasulü ile bir yere gidiyorduk.Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Rasulü (sav) bu şahsa:”Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?” buyurdu. Bu bir bakıma o şahsa itaptı.(25)

Ömer b.Abdü’l-Aziz, o günün sahibu’l-silkine (ulaştırma bakanına) yazdığı bir mektupta: “Hayvanlara kaba davranmayın. onları sürerken ucu bizli ve demirli sopa kullanmayın.” Diyordu. (26)

“Ecdadımızda “ciğercilik”diye bir meslek bulunur. Meslek erbabı uzun bir sırığın ucuna taktıkları ciğerleri, mahalle ve çarşılarda dolaştırırlar. Yolda bu ciğerciye rastlayan hayırsever insanlar, ciğerleri satın alarak etraftaki aç kedi ve köpeklere dağıtıp sevap kazanmayı gaye edinirlerdi.” (27)

18.yy.da Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehannot isimli bir rahibin yazmış olduğu seyahatnamesinde “hayvan hakları” ile alakalı olarak:

“Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine yahut telef olmalarına meydan vermemek üzere her gün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler. diye yazar.(28)

Cahiliye döneminde halk onu “Abdü’ş-şems=Güneşin kulu” diye çağırırdı.Rasulullah (sav) onun ismini Abdurrahman olarak değiştirdi.Çocukluğunda koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup, oynayıp sevdiği için halk arasında Ebu Hureyre ismiyle tanınmıştır…(29)
.
“Hz.Ömer bir güvercinin uçurulmasını emretti.Güvercin uçup Merve Tepesi üzerine konmuştu. Burada bulunan bir yılan kuşu yakalayarak öldürdü.Bunun üzerine Hz.Ömer (kuşun ölümüne ben sebep oldum diye) bir koyun kurban etmiştir.” (30)

“İsrailoğulları zamanında bir adam öküz üzerine binmişti.Bu sırada hayvan, üzerindeki adama yüzünü çevirerek:

-Ben bunun için yaratılmadım. Ben tarla sürmek için yaratıldım, demiştir. Rasul-i Ekrem: “Ben hayvanın böyle söylediğine inandım. Ebu Bekir ve Ömer de inandı.” (31)

Efendimiz (sav) ilk defa Uhud’ta ata binmiştir. Parasıyla aldığı “Sekb” isimli attır. atlarına o kadar ihtimam ve itina gösterirlerdi. Bir defasında gömleklerinin yeni ile atın yüzünü okşuyordu, ashap hayretle:

-Ya Resulallah! gömleğinizle mi okşuyorsunuz? Dediklerinde;

-Ne yapayım; ben at yüzünden, Cebrail’den azar işittim. (32)

XVII.yy.da Osmanlı ülkesini gezmiş olan Fransız avukat Guer, Şam’da hastalanan kedilerle köpeklerin tedavisine ait bir hastanenin varlığından söz etmektedir. Şam’daki hayvan vakıflarıyla ilgili olarak Prof.M.Sibai şu bigileri vermektedir. “Eski vakıf geleneğinde hasta hayvanları tedavi ve otlatma yerleri mevcuttur. Yeşil Mera (Şu anda Şam’ın şehir stadı olarak kullanılan saha) aciz hayvanların otlanması için zamanında vakfedilmiş bir yerdi.(33)

Sahabeden Enes İbni Malik diyor ki: “Biz konaklama yerine geldiğimizde hayvanların yüklerini çözüp (istirahata onları terk etmeden namaza başlamazdık.” (34)

Efendimiz (sav) diyor ki : “YAŞAMAKTA OLAN HER CANLIYI SULAMAKTA SEVAP VARDIR.” (35)

AVUSTURYA elçisi Busberg 1 Haziran 1553 tarihinde yazdığı bir mektupta şöyle bir olaydan söz eder…”Venedikli bir kuyumcu, kuşlara çok meraklıdır. Bir gün acaip gagalı bir kuş bulur, o kuşu dükkanın giriş kapısına kanatlarından gererek asar. Gagası arasına da bir çöp koyarak ağzını açar. Dükkanın önünden geçen Türkler önce onu ölü zanneder, dikkatli bakınca canlı olduğunu fark ederler. Hemen KADI’ya şikayet ederler. Kuyumcu ceza almaktan, Venedik elçisinin araya girmesiyle kurtulur.”(36)

Yukarıda bir nebze saymaya,anlatmaya çalıştığımız olayları, sadece satırlarda yazmadık, sadırlarda, gerçek hayatta bizzat yaşadık ve yaşattık.

“..Dünkü şahsiyetli, şerefli mimarimiz KUŞ EVLERİ ‘ni inşaat duvarlarında sevginin en güzel ifadesi olarak kullanmıştır.Nitekim;

Hayvanlar taşlanmaz, yük hayvanları kırbaçlanmazdı.sahipsiz hayvanlara, kanadı kırık kuşlara, leyleklere bakmak için kurulmuş vakıfları batı medeniyetinde değil, BİZİM MEDENİYETİMİZDE BULURUZ.”(37)

Adamın Birisi Müslümanmış Fakat Hiç mi Hiç Namaz Kılmazmış Oruç Tutmazmış. Bir gün İşe Giderken Yolda Yürürken Karınca’nın Üzerine Tam Basacakken Karınca’ya Basmayım diye Kendisini Diğer Tarafa Atmış ve Adam Düşmüş…
Ecel Vakti Gelmiş Adam Ölmüş.. Adama Kabir Soruları Sorulurken Hepsinde Tökezlemiş Tam Kabri Cehennem Çukurlarından Birisi Olacakken O Karınca Yetişmiş İmdadına… Karınca; Allah’ım Bu Adam Beni Dünya’da iken Üzerime Basmamak için Kendisini Yere Attı. Sen Herşeye Kadirsin Bu Adama Mağfiret Eyle Lütfen Demiş… Allah’da Karınca’nın Yakarışına Kulak Vermiş ve Adamın Mezarını Cennet Bahçelerinden Bir Bahçe Yapmış…

Havyanlara Eziyet ve Yeşil Bitkilere Eziyet Etmeyelim.. Gün Gelecek Onlar dan da Hak Alacağız…

İslamiyet’te Hayvan Deyip Geçilmez

islam04

Hayvanlar, bütün çeşitliliği ve canlılığıyla, ekolojik dengenin en önemli unsurlarından birisidir. Yeryüzündeki binlerce çeşidiyle ekosistemin devamının vazgeçilmez unsuru olan çoğu hayvan türü günümüzde maalesef büyük bir tehditle karşı karşıyadır.

Kur’ân’a bu gözle baktığımızda ekosistemin önemli üyeleri olan hayvanlara verilen önem hemen fark edilir. Meselâ Kur’ân’ın bazı sûreleri hayvan adını taşımaktadır: Bakara (inek) sûresi, Nahl (arı) sûresi, Ankebût (örümcek) sûresi, Neml (karınca) sûresi. Ayrıca, Kur’ân’da, çeşitli hayvanlardan bahsedilmektedir: Koyun, Deve, Öküz, İnek, At, Katır, Eşek, Köpek, Maymun, Domuz, Yılan, Kurt, Arı, Karınca, Örümcek, Sivrisinek, Sinek?

Kur’ân’ın hayvanlarla ilgili dikkat çekici bir ifadesi de, hayvanların ümmet olanak kabul edilmesidir. İslâmî gelenek ve literatürde özel ve önemli bir kavram olan ümmetin hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir: “Hem yerde hareket eden hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer ümmet (toplum) teşkil etmesinler. Biz o kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik. Sonra hepsi Rab’lerinin huzuruna sevk edilip toplanacaklardır.” (En’âm sûresi, 38)

Âyet, dikkatlerimizi hayvanlar âlemine çekmekte, onların da insanlar gibi sınıf sınıf olduğunu söylemekte, yürüyen ve sürünen hayvanlardan her türün bir ümmet, bir sınıf olduğunu bildirmektedir: “Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. Onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız! Bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara. Gerçekten, bunları size âmade kılan Rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur.” (Nahl sûresi, 5-7)

Bu âyetlerde Rabbimiz, hayvanları anlatırken insanın ihtiyaçlarına cevap verici yönlerini öne çıkarmakta, hayvanların derisinden, kıllarından, tüylerinden, etinden, sütünden faydalandığımıza dikkati çekmekte; ekonomik alanda önemli bir yer işgal ettiklerini bildirmektedir. Ayrıca âyetlerde hayvanların insana, tabiata ve çevreye güzellik sergileyen birer mutluluk sembolü oldukları haber verilmekte, yeryüzünde Cenab-ı Hakk’ın yaratıcı kudretinin en güzel ve en muazzam tezahürleri (görüntüleri) olduğu ifade edilmektedir.

Allah’ın kudreti ve hikmetiyle belli görevler ifa etmek üzere insanlara hizmet için verilen hayvanlarda şüphesiz alınacak pek çok ibretler vardır. İnsanoğlu hayvanlar olmadan hayatın olmayacağını, onlarsız hayatın çok cılız ve anlamsız olacağını maalesef çok geç anlamıştır. Hayvanlarda ilâhî sanatın güzelliği tecelli etmiştir. İşte bunun içindir ki, Allah’ın Kur’ân’da önemine binaen muhatabın dikkatini çekmek üzere, üzerlerine yaptığı yeminlerden birisi de hayvanlardır. (Âdiyât sûresi, 1-5)

Bu kadar sayısız hayvanı ve bunların tâbi olduğu kanunları Allah’ın yaratmasındaki hikmet, hiç şüphesiz insan hayatının sürekliliğini ve güzelliğini sağlamak, dünyayı yaşanabilir, sevilebilir ve ibret alınabilir bir yer kılmaktır.

İşte Kur’ân, hayatın ve tabiatın güzelliğine bir katkı sağlasınlar diye her türden hayvan ve canlının yeryüzüne serpiştirildiğini ifade etmekte, onlardan kiminin karnı üzerinde sürünerek, kiminin iki ayak, kiminin dört ayak üstünde yürüdüğünü bildirmekte, böylece insanların en çok karşılaştıkları hayvanların önemine işaret etmektedir: “Allah her canlıyı sudan yarattı. Kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir.” (Nur sûresi, 45)

Kur’ân’ın hayvanlara verdiği öneme paralel olarak Bediüzzaman Said Nursî de eserlerinde ve hayatında hayvanlara çok önem vermiştir. Risale-i Nurda zikredilen hayvan isimlerinin bazıları şunlardır: Arı, akrep, aslan, at, atmaca, balık, böcek, bülbül, camus, ceylan, çekirge, deve, devekuşu, fil, gergedan, güvercin, horoz, hüdhüd, ipekböceği, kaplan, karınca, kartal, keçi, kedi, keler, köpek, koyun, kuddüs kuşu, kurt, kuş, maymun, öküz, örümcek, papağan, pire, serçe, sinek, sivrisinek, sığırcık, tavuk, tavus, tilki, yarasa, yılan, yıldızböceği…

Bediüzzaman, hayvanların Allah’ın memurları oldukları, O’na ayinedarlık yaptıkları (O’nun isim ve sıfatlarını gösterdikleri) ve O’nu tesbih edip zikrettikleri konusu üzerinde ısrarla durarak, insanları lüzumsuz yere hayvanları öldürmekten ve onlara zarar vermekten men etmekte, en azından bir hayvanı öldürürken ne kadar büyük bir cinayet işlediklerini hatırlatmaktadır.

Bediüzzaman’ın hayvanlara verdiği önemi birkaç başlık altında inceleyelim:

1. Hayvanlar, Allah’ın memurlarıdır, O’na Aynadarlık Yapar ve O’nu Zikrederler

“…Ve kâinat baştan başa gayet mânidar bir kitab-ı Samedânî ve mevcûdat ferşten Arşa kadar gayet mucizâne bir mecmua-i mektubât-ı Sübhaniye ve mahlûkatın bütün tâifeleri gayet muntazam ve muhteşem bir ordu-yu Rabbanî ve masnuatın bütün kabileleri, mikroptan, karıncadan tâ gergedana, tâ kartallara, tâ seyyarata kadar Sultan-ı Ezelinin gayet vazifeperver memurları olduğu bilinmesi ve her şey, aynadarlık ve intisap cihetiyle binler derece kıymet-i şahsiyesinden daha yüksek kıymet almaları…”

“Evet, her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hatta her bir hayvan, her bir ağaç, birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise, bir mektup sûretini alması cihetiyle her biri bir imza şeklini alır, o mekânın kâtibini gösteriyor…”

Bediüzzaman’a göre kediler de Allah’ı tesbih edip zikreder. Bediüzzaman kendi müşahedesini şöyle anlatır:

“… Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır; veya hizmet-i Kur’âniyeye bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyahut, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırlarını dinlesen, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın…”

2. Bazı Hayvanlar Yeryüzünün ve Denizin Temizlik ve Sıhhiye Memurlarıdır

Bediüzzaman’a göre âkilüllahm denilen kartal, kurt ve karınca gibi hayvanlar her gün yeryüzünü ve denizi pisliklerden temizlemektedirler. Onlar Allah tarafından görevlendirilmiş temizlik ve sıhhiye memurlarıdırlar. Eğer onlar temizlemeseydiler, yeryüzü ve denizler pislikten geçilmez ve yaşanmaz bir hale gelirdi:

“Evet, Cenâb-ı Hak, nasıl ki deniz yüzünü temizlemek ve her günde milyarlarla ölümler bulunan deniz hayvanlarının cenazelerini toplamak ve deniz yüzünü cenazelerle pislenmiş, çirkin manzaradan kurtarmak için, sıhhiye memurları nev’inden gayet muntazam âkilüllahm bir kısım hayvanatı halk etmiş. Eğer o denizlerin sıhhiye memurları gayet muntazam vazifelerini ifa etmeseydiler, deniz yüzü ayna gibi parlamayacaktı. Belki hazin ve elim bir bulanıklık gösterecekti.

Hem her günde milyarlarla yabanî hayvanlar ve kuşların cenazelerini toplamakla yeryüzünü kokuşmadan temizlemek ve canlıları o elîm, hazîn manzaralardan kurtarmak için nezâfet ve sıhhiye memurları hükmünde olan kartallar ve benzeri kuşlar, kerametkârâne, gizli ve uzak, beş altı saat mesafeden bir sevk-i rabbâni ile o cenazenin yerini hisseden, giden ve kaldıran leş yiyen kuşları ve vahşi hayvanları halk etmiş. Eğer bu yeryüzü sıhhiyeleri gayet mükemmel, intizamperver ve vazifedâr olmasa idiler, zemin yüzü ağlanacak bir şekil alacaktı…

Hem küçücük hayvanların cenazelerini ve nimetin küçücük parçalarını ve tanelerini toplamak vazifesiyle karıncaları nezafet memurları olarak, hem nimet-i İlâhiyenin küçücük parçalarını teleften ve çiğnemekten ve hakaretten ve abesiyetten sıyânet etmekle ve küçücük hayvanatın cenazelerini toplamakla, sıhhiye memurları gibi tavzif olunmuşlar.”

3. Et Yiyen Hayvanlar Her İstedikleri Hayvanı Avlayıp Yiyemezler

Bediüzzaman’a göre leş yiyen hayvanlar, her ne kadar temizlik ve sıhhiye memuru olsalar da, önlerine çıkan her hayvanı yiyemezler. O’na göre onların helâl rızkları vefat etmiş hayvanlardır. Sağlam hayvanlar onlara haramdır:

“Evet, âkilüllahm hayvanların helâl rızkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, ceza görürler. “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı (hakkı) kıyamette boynuzludan alınır” diyen hadîsin ifadesi gösteriyor ki: Gerçi hayvanların cesetleri çürür; fakat ruhları bâki kalan hayvanların kendi aralarında dahi, onlara uygun bir tarzda, âhirette cezâ ve mükâfatları vardır. Ona binaen et yiyen hayvanlara sağ hayvanların etleri haramdır denilebilir.”

4. Sinekler Öldürülmemelidir.

Bediüzzaman hayvanların öldürülmesine şiddetle karşıdır. Hatta hayvanların en küçüklerinden olan ve zararlı zannedilen sineklerin bile öldürülmesini kabul etmez. Bediüzzaman’ın ne kadar büyük bir çevreci olduğunu ve hayvanları ne kadar çok sevdiğini anlamak için, sinekleri öldürmekten değil, hatta rahatsız etmekten bile talebelerini menetmesi hadisesi yeter artar bile. Zira özellikle sıcak yaz günlerinde insanları rahatsız eden ve hastalık mikrobu taşıdıklarına hükmederek değişik usûl ve ilaçlarla öldürülüp telef edilen sinekler ona göre; bilakis temizlik memurlarıdır. İnsanlara temizlik öğretmekte, hem de insanları el ve yüzlerinde bulunan insanın gözüne görünmeyen hastalıkların mikroplarını ve zehirli maddeleri temizlemekte, birçok bulaşıcı hastalıkların önünü almakta, sivrisinek ve pireler de fıtrî hacamat (kirli kanı alma) yapmaktadırlar.

5. Sineklerin Pek Çok Faydası Vardır

Birçok insanın zararlı zannedip ördürdüğü sineklerin yukarıda sayılan faydalarına ilâveten, Bediüzzaman’a göre daha başka faydaları da vardır. Evet, ona göre, sineklerin bazı cinsleri, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine arılar gibi katre katre şurup damlatırlar. Böylece sinekler küçücük istihale ve tasfiye makineleri hükmüne geçerler. Diğer bir başka cinsi de nebâtâtın çiçeklerinin ve incir gibi bir kısım ağaçların aşılanmasında istihdam olunurlar:

“Sinek pisliği, tıp cihetiyle zararı yok bir maddedir ki, bazen tatlı bir şuruptur. Fakat sinek, yediği binler muhtelif zararlı maddelerin ve mikropların ve zehirlerin kaynağı olmakla, sinekler küçücük istihale ve tasfiye makineleri hükmüne geçmeleri hikmet-i Rabbâniyeden uzak değildir. Evet, arıdan başka sineklerin bazı cinsleri var ki, muhtelif ve kokuşmuş maddeleri yerler, devamlı pislik yerine katre katre şurup damlatırlar. O zehirli, kokuşmuş maddeleri ağaçların yapraklarına yağan kudret helvası gibi tatlı, şifalı bir şuruba tebdil ederek, bir istihale makinesi olduklarını ispat ederler. Bu küçücük fertlerin ne kadar büyük bir milleti, bir tâifesi olduğunu göze gösterirler. “Küçüklüğümüze bakma. Tâifemizin azametine bak, ‘Sübhânallah” de diye lisân-ı hal ile söylerler.”

6. Bülbülün Yaratılmasının Hikmetleri

Bediüzzaman, diğer hayvanlar gibi Bülbülün de boşu boşuna yaratılmadığını, birçok hikmetlere mebnî olarak yaratıldığını ve hikmetli Yaratıcı’nın onu beş gaye için istihdam ettiğini söyler:

“Birincisi: Hayvanat kabîleleri namına, nebâtat taifelerine karşı olan şiddetli münasebâtı ilana memurdur.

İkincisi; Rahmân’ın rızka muhtaç misafirleri hükmünde olan hayvanat tarafından bir Rabbânî hatiptir ki, Rezzâk-ı Kerîm tarafından gönderilen hediyeleri alkışlamakla ve sevinci ilan etmekle görevlidir.

Üçüncüsü: Bütün kuşlara yardım için gönderilen nebâtata karşı güzel bir karşılık verir.

Dördüncüsü: Hayvanların, bitkilere karşı olan aşkını ve şiddetli ihtiyacını, nebâtâtın güzel yüzlerine karşı mübarek başları üstünde beyan eder.

Beşincisi: Allah’ın huzurunda en lâtif bir tesbihi, en lâtif bir şevk içinde, gül gibi en lâtif bir yüzde takdim eder.

İşte, şu beş gayeler gibi başka manalar da vardır. Şu manalar ve şu gayeler bülbülün, Hak Sübhânehu ve Teâla’nın hesabına ettiği amelin gayesidir. Bülbül kendi diliyle konuşur; biz şu manaları onun hazin sözlerinden anlıyoruz. Melâike ve ruhânî varlıkların anladıkları gibi kendisi kendi güzel seslerinin manasını tamamen bilmese de bizim anlamamıza zarar vermez “Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar.” meşhurdur. Hem bülbül şu gayeleri tafsilâtıyla bilmemesinden, olmamasına delâlet etmiyor. En azından, saat gibi sana vakitlerini bildirir?

Bülbüle; arı, erkek hayvan, örümcek, karınca, böcekleri ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et…”

7. Hayvanlardan Değişik Şekillerde İstifade Edilebilir

Bediüzzaman, “Kuşlar da onun etrafında toplanırdı.” (Sa’d sûresi, 18-19) ve “Süleyman Davud’a vâris oldu ve “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi?” dedi.” (Neml sûresi, 16) âyetlerinin tefsiri münasebetiyle, insanların hayvanlardan değişik sûretlerde istifade edebileceklerini söyler. Ona göre; balarısı, ipekböceği, güvercin ve papağan gibi hayvanlardan istifade edildiği gibi eğer kuşların ve diğer hayvanların dili bilinebilirse mühim işlerde istihdam edilebilirler. Çekirge âfetinin istilâsına karşı çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzim edilse, böylesi faydalı bir hizmette ücretsiz olarak istihdam edilebilir.

8. Hayvanlara Şefkatli Davranılmalıdır

Hayvanlara karşı alabildiğine şefkatli olan Bediüzzaman Said Nursî, kendisine getirilen yemeğin tanelerini hayvanlara olan şefkat ve sevgisini açıkça göstermek için karıncalara verirdi:

“…Bilâhare Siirt’e bağlı Tillo kasabasına gitti. Meşhur bir türbeye kapandığı vakit küçük biraderi Mehmet yemeğini getiriyordu. Yemek içindeki taneleri, kubbenin etrafında bulunan karıncalara vererek, kendisi ekmeğini yemeğin suyuna batırarak kanaat ediyordu.

“Neden dolayı taneleri karıncalara veriyorsun?” denildiğinde: “Bunlarda hayat-ı içtimaiyeye mâlikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu müşahede ettiğim için, Cumhuriyetperverliklerine mükâfaten kendilerine yardım etmek istiyorum.” cevabında bulunmuştur.”

Bediüzzaman, yanına gelen kedilere ve güvercinlere, yine hayvanlara olan sevgisinden dolayı, kendi yiyeceğinden veriyor ve bundan dolayı da berekete nâil olduğunu söylüyordu:

“… Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi bereket sûretinde geliyor. Bunu teyit eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki, iki üç sene evvel her gün yarım ekmek -o köyün ekmeği küçüktü- muayyen bir tayınım (yiyecek, kumanya) vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.

İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat’î bir sûrette ilân ediyorum, onlar bana yük, sıkıntı değil, hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.”

“… Ben, Berât Gecesinden az evvel Âsâ-yı Mûsâ tashihiyle meşgulken, bir güvercin pencereye geldi bana baktı. Ben dedim: “Müjde mi getirdin?” içeriye girdi, güya eskiden dost idik gibi, hiç ürkmedi. Âsâ-yı Mûsa üstüne çıktı, üç saat oturdu. Ekmek pirinç verdim, yemedi. Tâ akşama kaldı sonra gitti, tekrar geldi. Berât gecesinde, tâ sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken başıma geldi, Allaha ısmarladık nevinden başımı okşadı, sonra çıktı gitti. İkinci gün, ben teessüf ederken, yine geldi bir gece daha kaldı”

Necmeddin Şahiner’in, “Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor” kitabında, Bediüzzaman’ın hayvanlara olan şefkatini görenlerin anlattıklarını nakledelim:

“… Bediüzzaman Said Nursî’nin evi tahtaydı. Bazen evindeki bir deliğin ağzına fare gelirdi. “Bak, yemek istiyor” diye ne yiyorsa, ondan bir parça da farenin deliğinin yanına kordu, fare onları yerdi. Ne yerse fareye de illa ikram ederdi.

“… Bazen karıncaları görse veyahut bizler bir taş kaldırsak, ve altından karınca çıksa, taşları geri koydurur. Hayvancıkların rahatını bozmayın derdi…”

“… Fareler için, ayrıca komşu dükkânın çatısındaki kuşlar ve kediler için, ulaşabilecekleri yerlere ekmek parçaları koyardı. Fareler de kediler de ondan rızıklanırdı.”

“Bediüzzaman Said Nursî’nin iki kedisi vardı. Yemek vakti gelince bunlara yemek verirdi, kendisi daha sonra yerdi. Ayrıca dolaplara fareler için yemekler koyardı.”

9. Hayvanlar lüzumsuz yere avlanılmamalıdır

Bediüzzaman Said Nursî, av hayvanlarının avlanılmasını iyi görmemiş, bilakis onların yerine ehli hayvanlarla iktifa edilmesini tavsiye etmiştir. Son Şahitlerin anlattıklarını dinleyelim:

“… Kırlarda avcıları gördüğünde, ‘Tavşanları ve keklikleri vurmayın’ derdi. Ve, ‘Diğer hayvanları incitmeyin’ der ve nasihatte bulunurdu. Hatta çok kişileri avcılıktan menetti.”

Ziyaretine gelen birisinin anlattıkları: “… ‘Ne iş yaparsın?’ dedi. ‘Avcılık, efendim’ dedim. ‘Sizin orada ne gibi hayvanlar bulunur?’ dedi. ‘Ceylan, tavşan, ördek ve keklik bulunur efendim’ dedim. ‘Her ava çıktığınızda ne kadar para masraf edersiniz?’ ‘Bazen olur ki 50 lira da masraf yaparız.’ dedim. ‘Peki dedi, siz o parayla ehlî hayvan alıp etini yeseniz, daha iyi olmaz mı?’ Evet efendim, daha iyi olur muhakkak dedim.”

Sonuç olarak; karıncaları beslemesi, kedi vb. hayvanlara, kuşlara ilgi ve sevgisi, tabiatla içice bir hayat tarzını benimsemesi, sık sık kırlara-dağlara çıkması Bediüzzaman Said Nursî’nin ne kadar çevreci tutuma sahip olduğunu ve hayvanları ne kadar sevdiğini ve bunu bir ahlâk haline getirdiğini ve davranışlarına yansıttığını göstermektedir.

Kur’ân-ı Kerim’i ve O’nun çağdaş bir tefsiri olan Risâle-i Nûr Külliyatı’nı baştan sona anlayarak okuyan bir kişi, kâinattaki varlıkların anlamlı olduğu (mana-yı harfî düşüncesi) şuuruna erecek ve her birinin görevli olduğu inancı ile bu varlıklara zarar verici faaliyetlerden sakınacaktır. Bu da çevre bilincine ulaşmış fertlerden beklenen bir davranıştır. Bütün bunlardan sonra, Kur’ân-ı Kerim’in, İslâm Dini’nin ve Risâle-i Nûr Külliyatı’nın bir bakıma insanlara çevre eğitimi, hayvanlara sevgi ve merhamet dersi verdiği rahatlıkla söylenebilir. Hayvan severler, Bediüzzaman’ın hayvanlara olan bu merhametini takdir edebilseler, herhalde onu hayvanları en çok seven insan olarak ilan edeceklerdir.

Kaynaklar
1. M. Kemal Atik, Kur’ân ve Çevre, Kayseri 1992, s.96.
2. İbrahim Özdemir, Münir Yükselmiş, Çevre Sorunları ve İslâm, Ankara 1995, s.114-116.
3. R.N.K., İkinci Şua, I, 851. (Makalemizde istifade ettiğimiz Risâle-i Nur için kaynak olarak, değişik baskılardan bulma zorluğuna binaen, Risâle-i Nûr’da ilgili kitabın ismi ve bölümünü verdik. Ayrıca Külliyatın tamamının iki ciltte basıldığı baskının sayfa numarasını verdik. Kaynaklı-İndeksli-Lügatli Risâle-i Nûr Külliyatı (R.N.K.), Nesil yay. İstanbul, 1996)
4. RN.K., 30. Lem’a, 4. nükte, 3. İşaret, I, 807. Kâinatın, mücessem bir kitab-ı Sübbânî ve cismanî bir Kur’ân-ı Rabbânî ve Allah’ın kudretini bildirdiğine dair bkz. R.N.K., Şuâlar, yedinci Şuâ I, 914 ve 917; On Birinci Şuâ, I, 955. Aslında Yedinci şuâ, ‘Âyetü’l-Kübrâ, Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır’, tamamı itibariyle bu konu üzerinde durmaktadır.
5. R.N.K., On Altıncı Mektup, Dördüncü Nokta, I, 377. Diğer misaller için bkz. R.N.K. Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal, I, 153, 155.
6. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728.
7. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235.
8. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728.
9. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 727-728. Sineklerle ilgili görüşlerini Sinek Risalesi isimli müstakil bir Risâlede ifade eden Bediüzzaman’ın bu risalesinin tamamını okumalarını değerli okuyucularımıza özellikle tavsiye ediyoruz.
10. R.N.K., Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 728; Diğer bir örnek için bkz. Yirmi Sekizinci Lem’a, I, 728, hâşiye.
11. R.N.K., Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal, I,154-155.
12. R.N.K., Yirminci Söz, İkinci Makam, Mukaddime, I, 105.
13. bkz.: R.N.K., Tarihçe-i Hayat I, 2126.
14. R.N.K., 21. Mektup, I, 468.
15. R.N.K., Emirdağ Lâhikası-I, II, 1749.
16. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor, İstanbul 1993, II, 150.
17. Şahiner, Son Şahitler, III, 59.
18. Şahiner, Son Şahitler, III, 141.
19. Şahiner, Son Şahitler, III, 126.
20. Şahiner, Son Şahitler, III, 59.
21. Şahiner, Son Şahitler, IV, 174.

Peygamberimizin Hayvanlara Olan Merhameti

islam03

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge, Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur’an-Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, “ümmet” olarak isimlendirmektedir. En’am suresinin 38. Ayetinde;

“Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.”

buyrulmaktadır. Bu Ayet-i Kerime’de, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

“O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.”(1)

“Hayvanları da O yaratmıştır.”(2)

Canlı cansız yaratılmışların tamamı, kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cuma Suresinin birinci ayetinde şöyle denilmektedir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.”

Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

Resulullah (asv) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

“Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin.”(3)

Hadiste geçen “yerde olanlara” ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Hz. Peygamber (asv)’in bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (asv)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar, bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü.” şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz (asv) sahabîlere şu olayı nakleder:

“Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: “Bu hayvan da benim gibi susamış.” deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır.”

Bunun üzerine sahabîler: “Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?” diye sordular. Resulullah (asv): “Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” buyurmuştur.(4)

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber:

“Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi.” buyurmuştur.

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz (asv), “Cenab-ı Hakk’ın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını…”,(5) bildirmiş; “Kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını”(6) emretmiştir.

Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.

1. Secde, 32/7
2. Nahl, 16/5
3. Tirmizi, Birr, s. 16
4. Tecrit, c. vii, s. 223
5. Ebu Davud, 2/11
6. Buhari. Edebü’l-Müfred, 139

İslam’da Özel Bir Hayvan: Kedi

islam02

İslamiyet’te kediler “temizlik” ile simgelenmiştir ve saygın bir yer edinmişlerdir. Hz. Muhammed’in bir kedi dostu olması Müslümanlar için bir övünç kaynağıdır. İşte kedilerin Müslümanlar’ın hayatındaki yerine dair bilgiler.

Kedi beslemek sünnettir. Hz. Muhammed, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza’nın soyundan geldiği kabul edilir. Müezza, muhtemelen bir sokak kedisiydi ve Mekke’nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed’in ilgisi ile kurtulmuştu.

Hz. Muhammed, kedisi Müezza’yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed’in giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed, Müezza’yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş. Hz. Muhammed, kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym “Ya Resul o sudan kedi içti” deyince, Resulullah “Onlar en temiz ağıza sahiptirler” buyurmuş ve abdest almıştır (Hadisi Nakleden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe).

Daha sonra da sahabeden Kâb kızı Kebşe isimli bir hanım şöyle anlatıyor:

Eshab-ı kiramdan kayınpederim Ebu Katade’nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, “Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, “Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnet eylemekteyim” dedi (Nakleden: İmam Malik, Muvatta, Taharet [2.13]-Diğer Kaynaklar: Ebu Davud, Taharet, 1/38; Tirmizî, Taharet, 1/69; Nesaî, Taharet, 1/54; İbn Mace.Taharet, 1/32, Ayrıca bkz. Şeybanî, 90).

Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:

Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. “İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir” buyurdu.

Abdurrahman bin Sahr adlı bir sahabe (Ebu Hureyre) sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş. Resûl-ü Ekrem Hz. Muhammed’in bundan haberi yokmuş.

Sahabelerden biri bir gün Hz. Muhammed’e söylemiş:

“Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!” demiş. Hz. Muhammed o anda bir şey söylememiş. Hz. Muhammed Ebu Hureyre’yi daha sonra sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş. Hz. Muhammed’e sahabenin söylediğini kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem Peygamberimiz bir şey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış. Resûllah Hz. Muhammed kendisine, hırkanın altında ne sakladın demiş. Hırkayı açmış küçük bir kedi yavrusu. Hz. Muhammed yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta: “Ebu Hureyre utanma, öğün. Sen kedi babasısın” demiş.

O günden sonra Abdurrahman bin Sahr’a artık Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hitap ettiği gibi “Ebu Hureyre (Kedi babası)” hitap edilir . (Buhari: 5, 811).

Bir gün bir sohbet esnasında Resûlullah efendimiz yanındakilere:

“Hubbül hırratı minel iman” Türkçesi:”Kediyi sevmek imandandır” buyurmuş. “Niçin?” diye sormuşlar. “Ebu Hureyre bilir” demiş başka bir şey söylememiştir.

Kendisi de bir kedi dostu olan ve Peygamberimizin hadislerini aktaran Ebu Hureyre, Hz. Muhammed’in kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Hatta Ebu Hureyre’nin aktardığı hadislerde “kedisini kapatıp aç bırakan bir kadının cehennemde çektiği cezadan” bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır. Bu hadislerden dolayı çocukluğumuzda kedilerin canını acıtanlar için hep aynı şey söylenir dururdu. “Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir”. İslamiyet’teki bu gizli kedi sevgisi sebebi ile İslam ülkelerinin sokakları kedilerle doludur. Ebu Hureyre kısa sürede İslam aleminin en önemli ve en güvenilir sahabelerinden birisi oldu. Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisini çok seviyordu ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda ve yanında bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Gece gündüz Peygamber efendimizin yanından ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı.

Savaşta ve barışta Resulullah efendimizin yanından ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiramdan ve tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği, Buhari’de yazılıdır. “Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın” hadisinin ravisidir. Yani bu hadisin Hz. Muhammed’e ait olduğunu ilk söyleyen kişidir. Hadis rivayet etmek istediğinde, bu hadisi zikrederdi. Sahabiler onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip, ondan hadis naklettiler. (Nakleden: Hakim Nişaburi, III, 513). Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddislerce son derece güvenilir, yüce bir zattır. (Nakleden: Buhari). O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah İbni Ömer). O, bizim işitmediğimiz bir çok hadisi işitmiştir. (Nakleden: Hazret-i Talha) (Nakleden: H. Nişaburi, III, 511). İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, “Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis ravileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır” buyurdu. (Nakleden: İbni Hacer, el-İsabe fi Temyizis-Sahabe, IV, 205). Buhâri’nin söylediği gibi Ebû Hureyre’den sekizyüz âlim hadis rivâyet etmiştir. O, sahâbe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir yüce bir şahsiyettir. İbn Ömer şöyle demiştir: “Ebu Hureyre benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir.” Cennet’le müjdelenenlerden biri olan Talha bin Ubeydullah da: “Şüphe yok ki Ebû Hureyre Hz. Peygamber’den bizim işitmediğimiz hadisleri işitmiştir” demiştir (Hâkim El Nişâbûrî, III, 511, 512).

Bir gün namaz kılarken bir yılan Hz. Muhammed’e arkasından yaklaşmış ve Hz. Muhammed’i sokmaya kalkışmış. İşte tam o sıra oralardan geçen bir adam Hz. Muhammed’in zor anına yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Ve bilindiği üzere yılanın amansız düşmanı olan kedi, yılanı boğmuş. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O günden beridir de kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Bediüzzaman Said-i Nursi gibi bazı alimler kedilerin çıkardığı mırmırların “Ya (Er) Rahim, Ya (Er) Rahim” şeklinde bir dua olduğunu, kedilerin bu şekilde şükredip, zikrettiklerini söylemektedirler. Said-i Nursi’nin kendi kedileri de vardı ve hayatının her döneminde kedileri çok sever ve beslerdi. Dünyaya gelen canlı mitolojisinde Hz. Adem ile başlayan insan sürecinden sonra yaratılan ilk canlılar yılan ve kedidir. Ve ilginçtir ki, hemen her dinde, yılan kötülüğü kedi iyiliği temsil etmiştir. Bugün dahi yılanın en korktuğu canlı kedidir. Öyle ki, kedinin kokusunu aldığı yere yılan giremez. Evde kedi beslenebilir. Dini açıdan sakıncası yoktur. Nitekim Hz. Peygamberin, çoğu sahabe-i kiramın ve çoğu evliya zatların evlerinde kedileri vardı. Örneğin Mevlana’nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan ya da yaygın lakabıyla “Pisili Sultan” da kedileri çok severdi. Tıpkı Hazreti Muhammed ile ilgili hadisleri bizlere aktaran Kedi Babası lakaplı Ebu Hureyre gibi. Öyle ki kedisi ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayak ucuna gömülmüştü. Kim bilir Pisili Sultan’ın ayak ucunda yatan bu kedicik, Mevlana’nın Mesnevi’sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde doğrudan Mevlana’dan dinlemişti.

Hadis-i Şerifler:

“Bir kadın, bir kediyi kapalı bir yere hapsetti. Kediye yiyecek, içecek vermedi. Dışarıda bir şey bulup yemesi için serbest de bırakmadı. Kedi öldü ve kadın da bu yüzden Cehenneme müstahak oldu.” (Hadisi nakleden: Buhari [3.553]; Müslim).

“Yeryüzündeki mahlûklara acımayana, göktekiler acımaz.” (Hadisi nakleden: Taberani)

“Merhameti olmayana merhamet edilmez.” (Hadisi nakleden: Buhari)

“Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, “Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır” buyurdu.” (Hadisi nakleden: Buhari)

Sahabeden bir zat anlatır:

Resulullahın, kedi su içtikten sonra kalanıyla abdest aldığı da olmuştur. (Hadisi nakleden: Ebu Nuaym)

Hazret-i Ebu Hureyre anlatır:

“Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, ‘Nedir bu?’ diye buyurdu. Ben de; ‘Kedicik!’ dedim. Bunun üzerine Resulullah, “Ey Ebu Hureyre” buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu.”

Bir gün Ahmed Rıfâi hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca Hz. Muhammed’in yaptığı gibi kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.

Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:

Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; “Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır” buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. “İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir” buyurdu.

Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayrimüslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayrimüslim vatandaşa eziyet etmek de Müslüman’a eziyet etmekten daha büyük günahtır (Söyleyen: Dürr-ül Muhtar). Maksatsız olarak bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette “Onu niçin öldürdün?” diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiriyle dövüştürmek de caiz değildir. Hayvanların hakkına riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, ‘Merhamet et ki, merhamet olunasın! buyuruldu.’ (Söyleyen: Şir’a).

Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:

“Benle Resûlüllah (a.s.) Efendimiz, daha önce kedinin ağzını dokundurup su içtiği bir kaptan su alıp guslettik.”

Urve bin Zübeyr, Hz. Aişe (r.a.)’dan aldığı rivayete göre şöyle demiştir:

“Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’in yanından kedi geçerken su kabını ona iyice meylettirir, kedi su içtikten sonra Efendimiz arta kalanı ile abdest alırdı.”

Enes bin Malik (r.a.)’den yapılan rivayete göre, şöyle demiştir:

Resûlüllah (a.s.) Efendimiz Medine’de Bathan denilen yere çıktı ve “Ya Enes! Benim için abdest suyu doldur” buyurdu. Ben de suyu doldurup hazırladım. Resûlüllah (a.s.) tabii ihtiyacını giderdikten sonra su kabına doğru gelirken bir kedi o kaptan su içmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (a.s.), o su içinceye kadar durup bekledi. Sonra ben bunun (hükmünü) sorduğumda buyurdu ki:

“Ya Enes! Doğrusu kedi de ev eşyasından biridir, bir şeyi kirletmez ve murdar da yapmaz…” (Hadisi Hakim el-Nişaburi, Müstedrek’te rivayet ettikten sonra, iki Şeyh’in (Buharî ve Müslim’in) şartlarına göre, sahihtir, demiştir. Aynı hadîsi az değişik bir ibareyle Darekutnî de rivayet etmiştir).

Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) tarafından yapılan rivayete göre Hz. Muhammed şöyle demiştir: 

Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: “Şüphesiz ki kedi necis (pis) değildir, o da ev halkından bazısı gibidir” buyurdu.

İmam Şafii’ye göre, kedi su içtikten sonra arta kalanı temizdir.

İmam Mâlik’e göre, kedinin artığı temizdir.

İmam Ahmed bin Hanbel’e göre, kedinin artığı temizdir, onunla abdest almak mekruh değildir.

Ebu Davud’a göre de kedi necis (pis) değildir.

Hadîslerin ve İslam alimlerinin açık delâletinden şu hükümler anlaşılıyor:

1- Kedi necis (pis) değildir.

2- Artığı da necis (pis) olmaz, o bakımdan arta kalan su ile abdest alınır.

3- Kedinin su ve gıda ihtiyacını karşılamak ve bu hususta kolaylık sağlamak sünnettir.

Anızla Yaktığınız Böcek Bile Ahirette Hesap Soracak

islam01

“Anızla Yanan Böcekler Hesap Soracak”
Hasat döneminin bitmesiyle 15 günde 45 anız yangınının yaşandığı Samsun’un Havza ilçesinde, vatandaşlar konuyla ilgili uyarıldı.

Havza Müftüsü Lütfi Kocatürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, anız yakmanın büyük vebal olduğunu söyledi.

Anız yangınlarıyla ilgili her fırsatta köylerde din görevlileri tarafından uyarılar yapıldığını belirten Kocatürk, ” Cenab-ı Hak ‘kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın’ buyuruyor ayetlerinde. Kendi kendimizi tehlikeye atıyor geleceğimizi karartıyoruz” diye konuştu.

Canlı varlığı yakarak öldürmenin büyük günah olduğunu anlatan Kocatürk, şunları söyledi:

“Ahirette böcekler de diğer canlılar da toplanıp hesabını soracaklardır. Onlar da yakılarak kendisi imha edildiği için yakan kimselerden haklarını alacaklardır. Bunun için çiftçilik ve ziraatla uğraşan kardeşlerimize tavsiyemiz şudur ki bu hayvanlarla yaşamayı öğrenmeliyiz. Onlar bizim için yararlı ve bizim için çalışan varlıklardır. Kainatta beraber yaşamaktayız her canlının bir görevi bir faydası vardır. Anız yakılmasıyla beraber toprak ve bitki gerekli olan bereketi alamamaktadır. Çiftçi kardeşlerimiz özellikle anızlarını yakmasınlar. Yakmadan değil yaşatarak hayatımızı idame ettirmeliyiz. Çünkü yakıldığı zaman bu bize iyilik getirmeyecektir. Unutulmamalıdır ki bu şekilde yakılan hayvanlar da mahşer aleminde toplanacaklar bizden haklarını isteyecekler.”

“Anız hayvan yemi olarak kullanılabilir”

Havza İtfaiye Müdürü İsmet Arslan da tüm ikazlara rağmen tarlaları temizlemek amacıyla anız yakmanın önüne geçemediklerini söyledi. Arslan, anız yakanların hem doğaya hem de kendi ekonomilerine zarar verdiğine değindi.

Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürü Hüsamettin İlhan ise anız yangınlarının toprağın verimini düşürdüğüne değinerek, “Tarlada kalan anızın yakılması sonucunda toprağın özelliği bozuluyor, verimi düşüyor. Verimi düşen toprağa daha fazla gübre atılmaya başlanıyor. Gübre bitkinin büyümesinde yarar sağlasa da toprağa zarar vermeye başlıyor. Topraktan ekmeğini çıkartan insanımız kendi eliyle geleceğini yok ediyor” dedi.

Havza Ziraat Odası Başkanı Fahri Şahin de muhabirine anızların yakılmasının tarım sektörünün geleceğini ciddi boyutta tehdit ettiğini dile getirdi. Anız hayvan yemi olarak kullanılmalı, ekonomiye kazandırılmalıdır dedi.